"Türkler Artık Tükendi!" - Yunan Komutanın Son Sözleri, İsmet İnönü'nün Müthiş Taarruzu Öncesi
Hayatın Gizli Yüzü
0:00 / 0:00
"Türkler Artık Tükendi!" - Yunan Komutanın Son Sözleri, İsmet İnönü'nün Müthiş Taarruzu Öncesi
15 424 просмотра · 11 мес. назад
Hayatın Gizli Yüzü
6,59 тыс. подписчиков
15 424 просмотра · 11 мес. назад
"Türkler Artık Tükendi!" - Yunan Komutanın Son Sözleri, İsmet İnönü'nün Müthiş Taarruzu Öncesi
22 Mart 1921. Saat 16:00. Yunan Ordusu Karargâhı, Bursa.
Bu, tarihi bir olayı eğitim amaçlı anlatan bir belgeseldir. İçerikte askeri strateji ve savaş unsurları bulunmaktadır.
General Anastasios Papoulas, Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı, karargâhının büyük salonunda durmuş, duvardaki haritaya bakıyordu. Elli iki yaşında, gri saçlı, kusursuz üniforması madalyalarla dolu bir generaliydi. Balkan Savaşları gazisi. Kral Konstantin'in en güvendiği komutanlardan.
Yanında altı üst düzey subayı vardı. Tümü haritayı inceliyordu. Haritada İnönü kasabası kırmızı bir daire içindeydi.
"Beyler," dedi Papoulas, sesinde mutlak bir güven vardı, "iki ay önce İnönü'de durduk. Kabul ediyorum. O Albay İsmet... iyi bir savunma yaptı."
Durdu, parmağıyla haritada İnönü'den Eskişehir'e çizgi çekti.
"Ama artık durum farklı. İstihbarat raporları çok net: Türkler tükendi."
Kurmay Başkanı Albay Konstantinos, raporu masaya koydu.
"Efendim, elimizdeki son bilgilere göre Türk Batı Cephesi'nin durumu vahim. Ocak'taki muharebede ağır kayıplar vermişler. Cephane bitmiş. Asker morali düşük. Ankara Hükümeti iflas noktasında."
Tümen komutanlarından biri, General Leonidas, ekledi:
"Efendim, kaynaklarımız diyor ki Türklerin elinde toplam on üç bin asker var. Bizim kırk bin askerimiz var. Modern toplarımız var. İngiliz desteğimiz var."
Papoulas gülümsedi. Soğuk, hesaplı bir gülümseme.
"Kırk bine on üç bin. Ayrıca biz dinlenmiş, teçhizatlı, moralimiz yüksek. Onlar yorgun, aç, umutsuz."
Haritada başka noktalara işaret etti.
"Yarın sabah, iki koldan taarruz ediyoruz. Birinci Kolordu Afyon üzerinden güneye. Üçüncü Kolordu Bursa'dan İnönü'ye. Hedef: Eskişehir'i ele geçirmek. Ankara'nın kapısını açmak."
Sessizlik. Herkes haritaya bakıyordu.
Sonra genç bir albay, Albay Dimitrios, tereddütle konuştu.
"Efendim, küçük bir endişem var. O Albay İsmet... ocakta bizi şaşırttı. Ricat stratejisi, ani karşı taarruzlar... Ya yine..."
Papoulas sert bir hareketle elini kaldırdı.
"Ocak ayında biz hazırlıksızdık. Bölgeyi tanımıyorduk. Şimdi farklı. Her karış toprağı biliyoruz. Her Türk mevzisini tespit ettik."
Masaya eğildi, sesini alçaltarak devam etti.
"Ve en önemlisi: Türkler tükendi. Artık direnecek güçleri yok. Birkaç gün içinde, Eskişehir bizim olacak. Ankara Hükümeti masaya oturmak zorunda kalacak."
Subaylar başlarını salladılar. İnandılar. İnanmak istediler.
Aynı gün. Saat 18:00. Türk Batı Cephesi Karargâhı, Eskişehir.
Albay İsmet Bey, karargâhının küçük odasında, tek bir petrol lambasının ışığında haritaya bakıyordu. Otuz yedi yaşındaydı. Zayıf, kısa boylu, gözlük takmış bir subaydı. Görünüşü hiç de "kahraman general" tipine uymuyordu.
Ama gözlerinde bir şey vardı. Keskin, hesapçı, yorulmak bilmeyen bir zekâ.
Kurmay Başkanı Yarbay Asım yanına geldi.