SÖZLER DERSLERİ 39.DERS 9.SÖZ ‘’NAMAZIN CELSELERİNDEKİ TEŞEHHÜD’’
Necdet İçel
0:00 / 0:00
SÖZLER DERSLERİ 39.DERS 9.SÖZ ‘’NAMAZIN CELSELERİNDEKİ TEŞEHHÜD’’
1 247 просмотров · 1 день назад
Necdet İçel
17,9 тыс. подписчиков
1 247 просмотров · 1 день назад
-DOKUZUNCU SÖZÜN BİRİNCİ ZEYLİ OLARAK NAMAZLARIN SON OTURUŞUNDA OKUDUĞUMUZ ETTAHİYYAT VE TEŞEHHÜD ANLATILDI.
-TAHİYYATIN ŞAFİİLERE VE HANEFİLERE GÖRE FARKLI ŞEKİLLERİ OKUNDU.
-ABDULLAH İBN MES'UD'DAN VE ABDULLAH İBN ABBAS'TAN GELEN RİVAYET FARKLARINA DİKKAT ÇEKİLDİ.
-TAHİYYATIN RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDA GEÇEN KAYNAKLARINA DİKKAT ÇEKİLDİ. ON BEŞİNCİ ŞUA'DA, ALTINCI ŞUA'DA VE EMİRDAĞI İKİ LAHİKASI'NIN 306. MEKTUBU OLARAK…
BİR DE NUR ÂLEMİNİN BİR ANAHTARI KİTABININ ETTAHİYYÂTÜ LİLLÂH İLE ALÂKALI İZAHLARINA BAĞLANTILARINA DİKKAT ÇEKİLDİ.
-ALTINCI ŞUA'NIN BİRİNCİ BÖLÜMÜNDEKİ ETTAHİYYATIN TEFSİRİ OKUNDU VE ANLATILDI.
VE ÜSTADIN KENDİ ŞAHSINDAKİ TAHİYYAT İLE ALAKALI BİR HATIRASINI İLMEL YAKİN'DEN HAKKAL YAKİN'E YÜKSELİŞİNİ ANLATAN BİR BÖLÜM DE DİKKATLERE SUNULDU.
NAMAZIN SESSİZ ŞEHÂDETİ: ETTEHİYYÂTÜ
Namazın öyle bir ânı vardır ki kul artık ne kıyamdadır ne rükûda ne de secdede… Oturmuştur. Fakat belki de kalbi hâlâ secdededir.
İşte o oturuşta dudaklardan şu sözler dökülür: “Ettehiyyâtü lillâhi vessalavâtü vettayyibât…”
İlk bakışta ezberlenmiş birkaç cümle gibi görünür. Oysa Tahiyyât, namazın içerisinde tevhidi, kulluğu, Peygamber sevgisini ve bütün sâlih kullarla kardeşliği birkaç nefese sığdıran büyük bir mânâdır.
Resûlullah Efendimiz (asm)’ın teşehhüdü ashâbına son derece önem vererek öğrettiğini görüyoruz. Abdullah b. Mes‘ûd, Efendimiz’in kendisine Tahiyyât’ı, elini iki avucunun arasına alarak, Kur’an’dan bir sûre öğretir gibi öğrettiğini nakleder. İbn Abbâs da hemen hemen aynı ifadeyle, Resûlullah’ın teşehhüdü kendilerine bir sûre öğretir gibi öğrettiğini bildirir.
Burada sünnetin güzel bir zenginliğiyle de karşılaşırız. Tahiyyât’ın sahâbeden nakledilmiş birkaç sahih lafzı vardır. Hanefî mezhebi, Abdullah b. Mes‘ûd’un rivayet ettiği ve bizim daha çok bildiğimiz:
“Ettehiyyâtü lillâhi vessalavâtü vettayyibât…” şeklindeki metni tercih eder. Şâfiî mezhebinin tercih ettiği İbn Abbâs rivayeti ise: “Ettehiyyâtü’l-mübârekâtü’s-salavâtü’t-tayyibâtü lillâh…” diye başlar. Bu farklılık bir ihtilâf değil, sünnetin rivayet zenginliğidir. Nitekim fakihler bu sahih teşehhüd şekillerinden herhangi biriyle namaz kılmanın câiz olduğunu kabul etmişlerdir.
Hanefîlere göre Tahiyyât ilk oturuşta da son oturuşta da okunur ve teşehhüdün okunması vâciptir. Şâfiîlerde ilk teşehhüd sünnet-i müekkede mahiyetindeyken son teşehhüd namazın rükünlerindendir. Son oturuşa fıkıh dilinde ka‘de-i âhire denilir.
Fakat meselenin bir de gönül tarafı vardır.
“Ettehiyyâtü lillâh…” Bütün hürmetler, bütün tâzimler Allah’adır.
“Vessalavât…” Bütün ibadetler O’nadır.
“Vettayyibât…” Bütün temiz ve güzel sözler, ameller ve hâller O’nun rızasına sunulur.
Sanki kul, namazın sonunda elinde ne varsa sahibine teslim eder: “Yâ Rabbi, benim diye bir şeyim yok. Hürmet Senin, ibadet Senin, güzellik Senin…”
Ardından birden yön değişir: “Esselâmü aleyke eyyühen-nebiyyü…”
Kul Rabbine yönelmişken Habîbullah (asm)’ı unutmaz. Ona selâm eder. Sonra da kendi benliğinin sınırlarını aşar: “Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn.” “Selâm bizim ve Allah’ın bütün sâlih kullarının üzerine olsun.”
Resûlullah (asm) bu cümle söylendiğinde selâmın göklerde ve yerde bulunan bütün sâlih kullara ulaşacağını haber verir. Bir insan namazda tek başına olabilir; fakat Tahiyyât’ı okuduğu anda duası yalnızlığını aşar, bütün sâlihlerin safına karışır.
Ve sonunda şehâdet gelir: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.”
Namaza “Allahu ekber” diyerek giren kul, namazın sonuna doğru yeniden imanının özünü söyler: Allah’tan başka ilâh yoktur; Muhammed (asm) O’nun kulu ve elçisidir.
Belki de Tahiyyât’ın en güzel taraflarından biri budur: İnsan her namazda imanını yeniden dile getirir. Dünya gün boyunca bize yüzlerce şeyi büyük gösterir; Tahiyyât ise sessizce hepsini yerine koyar. Tâzim Allah’a, kulluk Allah’a, güzellik Allah’a… Resûlü’ne selâm, sâlih kullara selâm ve kalbin merkezinde yeniden tevhid.
Tahiyyât hakkında halk arasında, onun Mi‘rac gecesinde Allah Teâlâ ile Resûlullah (asm) arasında geçen karşılıklı bir konuşmanın aynen nakli olduğu şeklinde meşhur bir anlatım vardır. Bazı klasik eserlerde bu yönde mânevî yorumlar yer alsa da bunu sahih bir hadis rivayeti olarak göstermek isabetli değildir. Tahiyyât’ın faziletini anlatmak için böyle bir rivayete de ihtiyaç yoktur; onun en büyük kıymeti zaten Resûlullah (asm)ın bizzat öğrettiği, namazın kalbine yerleştirdiği bir şehâdet ve selâm oluşudur.
Kısacası Tahiyyât, oturan bedenin fakat Rabbi karşısında hâlâ eğilmekte olan kalbin sözüdür.
Kul orada sanki şöyle der: “Yâ Rabbi, bütün güzellikleri Sana bıraktım; Resûlü’ne selâm gönderdim, sâlih kullarının arasına sığındım ve yeniden şehâdet ediyorum: Senden başka ilâh yoktur.”
Necdet İÇEL / 07.09.2026