Abdurrahman Önül / Kahrında Hoş, Lütfun da Hoş: Rızâ ve Teslimiyetin İlahileri / 10 Güzel İlahi
Ağlatan İlahiler
0:00 / 0:00
Abdurrahman Önül / Kahrında Hoş, Lütfun da Hoş: Rızâ ve Teslimiyetin İlahileri / 10 Güzel İlahi
125 196 просмотров · 7 месяцев назад
Ağlatan İlahiler
586 тыс. подписчиков
125 196 просмотров · 7 месяцев назад
Kahrında Hoş, Lütfun da Hoş: İlâhî Rızâ ve Teslimiyetin İlahileri...
İnsan, yaratılışının ilk anından itibaren bir imtihan âleminde yol almaktadır. Bu yolculukta bazen nimetlerle, bazen de musibetlerle karşılaşır. Gönül, bazen bir gül bahçesinde neşelenir, bazen de dikenler arasında kanar. İşte tam bu noktada, gönül ehlinin dilinden dökülen o derin ifade yükselir: “Kahrında hoş, lütfun da hoş.” Bu söz, yalnızca bir ilâhî nağmesi değil; kulluğun, teslimiyetin ve rızânın en yüce mertebesini işaret eden bir hakikat çağrısıdır.
Abdurrahman Önül’ün seslendirdiği ve seçme ilâhileri arasında yer alan bu eser, gönüllere işleyen nağmesiyle kalbe dokunmuştur. “10 Güzel İlahi” derlemelerinde yer alan bu ilâhî, “Hoştur bana senden gelen” mısrasıyla aynı teslimiyeti ifade eder.
Hoştur bana senden gelen: Ya hil’at ü yahut kefen, Ya taze gül, yahut diken… Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Gelse celâlinden cefâ, Yahut cemâlinden vefâ, İkisi de câna safâ: Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Bu beyitler, insanı yaratıcısına karşı mutlak bir rızâ hâline davet eder. Celâl (azamet, kahır) ile cemâl (güzellik, lütuf) arasındaki farkı siler; her ikisini de O’ndan gelen birer hediye olarak görür. Çünkü her şey O’nun iradesinden çıkar. Kul, O’nun takdirine razı oldukça, gönlü huzura erer.
Kur’ân-ı Kerîm’de rızâ, müminin en büyük hedefi olarak sunulur. “Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır” (Beyyine, 8) âyeti, bu karşılıklı hoşnutluğun ebedî saadeti müjdelediğini bildirir. Rızâ, yalnızca nimetlere şükretmek değil; musibetlere de sabırla, hatta sevinçle boyun eğmektir. Çünkü her musibet, bir imtihan; her imtihan da bir arınma vesilesidir.
Kul, önce tevbe ile yol alır, sonra zühd, tevekkül, sabır ve şükür mertebelerinden geçer. En sonunda rızâya erince, artık “ne olursa olsun” demez; “ne olursa olsun, hoştur” der. Çünkü o, O’nun kudret elinden çıkan her şeyi güzel bulmuştur. Bu hâl, “Her şey O’ndandır” inancının kalpte kökleşmesidir.
Hil’at (şeref elbisesi, nimet) de, kefen (ölüm, yokluk) de O’ndandır. Gül de diken de O’nun bahçesinden koparılmıştır. Bu bilinç, insanı kader karşısında isyandan, sızlanmadan, şikâyetten uzak tutar. Gönül, “Ya Rabb, ne verirsen ver, hoştur” diyebildiği ölçüde özgürleşir.
Kahır, Allah’ın azametini, adaletini ve imtihan sıfatını temsil eder. Lütuf ise rahmetini, ihsanını ve şefkatini. İnsan aklı, genellikle lütfu sever, kahrı ise uzak durmak ister. Oysa gerçek âşık, her ikisini de aynı sevgiyle karşılar. Çünkü kahır da bir rahmettir; kulun gafletini sarsar, kalbini arındırır, onu Rabbine daha çok yaklaştırır. Lütuf ise bir nimet; fakat nimet de bir imtihandır; şükürsüzlükte nankörlüğe dönüşebilir.
Bu yüzden ilâhîde “Gelse celâlinden cefâ / Yahut cemâlinden vefâ / İkisi de câna safâ” denir. Cefâ (eziyet) de vefâ (vefa, güzellik) de cana safâ (huzur) verir. Çünkü her ikisi de Sevgili’den gelmektedir. Âşık, Sevgili’nin elinden çıkan her şeyi öper; eline bakmaz, elin sahibine bakar.
Bu anlayış, İslâm’ın kader inancıyla doğrudan bağlantılıdır. Kader, Allah’ın ezelî ilmi ve iradesidir. Kul, bu iradeye teslim oldukça, kalbi genişler. “Allah’ın takdirine razı olan, O’nun rahmetine erer” gerçeği, gönüllerde yer eder. Sabır, şükür ve rızâ, bu teslimiyetin üç ayağıdır. Sabır musibette, şükür nimette, rızâ ise her ikisinde de hükmünü sürer.
Abdurrahman Önül’ün “10 Güzel İlahi / Seçme İlahileri” derlemelerinde yer alan bu eser, dinleyenleri dünyevî endişelerden koparır; onları yaratılışın asıl gayesine, kulluğa çağırır. Ses, sözü taşır; söz, mânâyı; mânâ ise gönlü arındırır. Abdurrahman Önül’ün seslendirdiği bu ilahi, asırlar sonra hâlâ gönülleri titretmektedir.
Günümüz insanı, sıkıntılar karşısında çoğu zaman isyan, umutsuzluk veya şikâyet diline saplanır. Oysa “Kahrında hoş, lütfun da hoş” diyebilmek, ruhsal bir olgunluktur. Bu olgunluk, bir anda elde edilmez. Sabırla, zikirle, tefekkürle, Rabbine yönelmekle kazanılır. Her sabah “Rabbim, bugün ne verirse hoştur” diyerek güne başlamak; her musibette “Bu da bir imtihandır, O’ndan gelmiştir” diye hatırlamak; her nimette “Bu da bir emanettir, şükür ister” diye düşünmek… İşte rızâ yolu budur.
Bu yol, insanı yalnız bırakmaz. Çünkü Allah, rızâ ehline özel bir yakınlık gösterir. “Allah, kendisinden razı olanlardan razı olur” müjdesi, bu yolun en büyük ödülüdür. Dünya, imtihan meydanıdır; âhiret ise rızâ yurdudur. Kim bu dünyada Rabbine razı olursa, orada O’nun rızâsına erer.
Rabbimiz, bizi rızâ ehli kullarından eylesin. Kalplerimizi her hâlinde O’na teslim olan gönüllerden kılsın. Âmin.