Перейти к содержимому

(121) Kırık Manalı MAİDE SÛRESİ 32-36 | Kuranı Anlıyorum

Kuranı Anlıyorum

0:00 / 0:00

(121) Kırık Manalı MAİDE SÛRESİ 32-36 | Kuranı Anlıyorum

9 408 просмотров · 4 г. назад
Kuranı Anlıyorum
160 тыс. подписчиков
9 408 просмотров · 4 г. назад
İsmail Yaşar ile Kur'ân-ı Anlıyorum, Kelime Manalı Meal ve Tefsir, Kırık Meal Dersi: 121 | 6.cüz | Maide Sûresi: 32-36 | Sayfa: 112 Kur'ân-ı Mecîd Meali: 32 İşte bu (şekilde Kabil’in, Hâbil’in canına kıyması)ndan dolayı Biz (öldürme suçunu çokça işleyen) İsrâiloğulları üzerine şu gerçeği (bir hüküm olarak) yazdık: Her kim bir can mukabilinde (kısas olunma gibi haklı bir gerekçe bulunmaksızın) yahut yer(yüzün)de bir fesat (ve bozgunculuk anlamına gelen irtidât ve yol kesicilik gibi öldürülmesini mûcip bir neden) olmaksızın (haksız yere) bir nefsi öldürürse, gerçekten de o, sanki insanları topluca öldürmüştür. (Bir insanın öldürülmesine engel olarak ve onu tehlikelerden kurtararak onun hayatının devamına sebebiyet vermek suretiyle) kim de onu diriltirse, sanki insanları tümüyle diriltmiştir. Andolsun ki; (İsrâiloğulları hakkında bu hükmü yazmamızın ardından) rasûllerimiz onlara (bu cinâyetlerden uzak durmaları için) gerçekten nice açık deliller getirmişti. Sonra işte bunun ardından (nice deliller gördüklerihalde) hiç şüphesiz ki içlerinden birçoğu elbette yer(yüzün)de (bozgunculuk çıkartma ve insan öldürme suçlarında) haddi aşıcı kimselerdir. Kısasın farziyeti bütün dinler ve milletler açısından umumi bir hüküm olsa da, bu âyet-i kerîmede İsrâiloğulları hakkında konu edilen güçlü tehdit diğer ümmetlerde yoktur. Zira tek bir canı öldürmenin bütün insanları öldürme gibi olduğunun açıklanması, haksız yere kasten adam öldürmenin cezasını iyice anlatmaktadır ki, bunun gayesi Yahudilerin bu büyük tehdidi bilmelerine rağmen nebîleri ve rasûlleri öldürmeye kalkışmalarına bir târizdir. Bu da onların kalplerinin son derece katılığının ve Allâh’tan uzaklıklarının en büyük delilidir. 33 Allâh’a ve Rasûl’ün(ün dostları olan müminler)e harp açmakta olan (ve insanların yollarını kesip mallarını çalan) o (imansız) kişilerin ve (Müslümanlardan da olsa) yer(yüzün)de fesat (ve bozgunculuk çıkartmak) için koşuşturan kimselerin cezası, (sadece öldürmekle yetinmişlerse ) ancak (kısas yoluyla) öldürülmeleri yahut (cinâyetle birlikte mal da gasbetmişlerse,) asılmaları veya (cinâyet işlemeyip sadece mal almışlarsa ) ellerinin ve ayaklarının çaprazdan kesilmesi ya da (korkutmadan başka bir şey yapmamışlarsa,) o (oturdukları) yerden sürül(üp hapse gönderil)meleridir. İşte bu (cezalar), dünyada onlar için büyük bir (alçaklık, rezillik ve) rüsvaylıktır, (günahlarının büyüklüğünden dolayı) âhirette ise kendileri için pek büyük bir azap vardır! Allâh-u Te`âlâ ile muhârebe yapılamayacağından dolayı burada Allâh-u Te`âlâ’nın emirlerine muhâlefet eden ve Rasûlünün hükümlerine başkaldırmış olan kimselerin cezası konu edilmiştir. Nitekim Ukl ve Urayne kabilelerinden birtakım insanlar Rasûlullâh (s.a.s)`e gelerek Müslüman olduklarını açıkladılar. Fakat sonra Medine’nin havası kendilerine yaramayınca hastalanıp zayıflamaya başladılar ve ovaya develerin yanına gidip, onların sütlerinden içerek sağlıklarına kavuşmak için Rasûlullâh (s.a.s)`den izin istediler. Rasûlullâh (s.a.s)`in müsâadesi üzere Kuba civârındaki zekât develerinin yanında bir müddet kalıp iyileşince, dinden dönerek develerden birini boğazladılar, çobanlardan birinin ellerini ve ayaklarını kesip, diline ve gözlerine de diken batırarak ölünceye kadar kızgın güneşin altında bıraktılar, diğer develeri de alıp götürdüler. Sağ kalan bir çobanın haberi üzerine Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) yirmi kişilik bir müfrezeyi onların takibine gönderdi. Yakalanıp getirildiklerinde Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onlara kısas yapılmasını emretti. Bunun üzerine o cânilerin gözleri çıkarıldı, elleri ve ayakları kesildi ve ölünceye kadar o hal üzere Harre tarafında bırakıldılar. (Buhârî, Meğâzî: 34, No: 3956, 4/1535; Zekât: 67, No: 1430, 2/546) Diğer kaynaklar için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 6/481-482 34 Ancak o kimseler müstesnâ ki kendilerine (ulaşıp yakalamak için) güç yetirmenizden önce (kâ firlikten ve bozgunculuktan) tevbe etmiştirler! (Bu durumda kan sahiplerinin kısas hakkı bâkiyse de, yöneticilerin, Allâh’ın hakkı olan had cezasını uygulayarak onları öldürmeleri gerekmez. Zira) bilin ki; Allâh gerçekten (tevbe edenleri çokça bağışlayan bir) Ğafûr’dur; (onlardan cezayı kaldıracak derecede merhamet sahibi olan bir) Rahîm’dir. 35 Ey iman etmiş olan kimseler! Allâh’tan hakkıyla sakının (da O’nun kullarına eziyet etmeyin), (emirleri tutmak, yasaklardan kaçmak ve dostlarını sev mek gibi amellerle sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile(ler) arayın ve (Allâh-u Te`âlâ’nın görünengörünmeyen tüm düşmanlarıyla harbetmek üzere) O’nun yolunda cihat edin, tâ ki siz (dünya ve âhirette saâdet ve) felâha kavuşabilesiniz! 36 Şüphesiz o kimseler ki kâfir olmuşlardır; kı yâmet gününün azâbından dolayı kendisini fidye (olarak) verebilmeleri için, yer(yüzün) de bulunan ların tümü ve beraberinde bir misli daha onlara âit ol(up hepsini verecek ol)sa(lar) da, gerçekten de bu onlardan kabul olunmaz. Demek ki onlar için çok acı verici pek büyük bir azap vardır. http://kuranimecid.com