BİR TARİH, BİR MİLLET, BİR DESTAN | Medeniyet Ezgileri 6 | Milliyetçi, Ülkücü, Türk Tarihi Marşları
Lalin Müzik
0:00 / 0:00
BİR TARİH, BİR MİLLET, BİR DESTAN | Medeniyet Ezgileri 6 | Milliyetçi, Ülkücü, Türk Tarihi Marşları
152 просмотра · 3 недели назад
Lalin Müzik
59 подписчиков
152 просмотра · 3 недели назад
01. Asya Hun Devleti - Bozkırın Gök Sancağı 00:00 - 04:05
02. Batı Hun İmparatorluğu - Çiçi Han'ın Yemini 04:05 - 07:08
03. Avrupa Hun İmparatorluğu - Tanrı'nın Kılıcı 07:08 - 10:35
04. Ak Hun İmparatorluğu - Ak Hun'ların Narası 10:35 - 13:41
05. Göktürk Kağanlığı - Göktürk'ün Demir Yemini 13:41 - 17:37
06. Avar Kağanlığı - Demir Kanatlar 17:37 - 21:06
07. Hazar Kağanlığı - Hazar'ın Kutlu Ufku 21:06 - 25:47
08. Uygur Kağanlığı - Bilgeliğin Işığı 25:47 - 29:50
09. Karahanlı Devleti - İman Sancağı 29:50 - 34:30
10. Gazneliler - Gazâ Ordusu 34:30 - 38:39
11. Büyük Selçuklu İmparatorluğu - Nizâm-ı Âlem 38:39 - 44:11
12. Harzemşahlar - Çelik İrade 44:11 - 47:43
13. Altın Orda Devleti - Bozkırın Altın Tuğu 47:43 - 51:48
14. Timur İmparatorluğu - Semerkant'ın Yıldırımı 51:48 - 55:23
15. Babür İmparatorluğu - Hind Ufkundaki Hilâl 55:23 - 57:57
16. Osmanlı İmparatorluğu - Cihanın Kutlu Devleti 57:57 - 1:00:33
17. Türkiye Cumhuriyeti - İstiklal'in Ebedi Meşalesi 1:00:33 - 1:03:49
18. Türk'ün Ebedi Yürüyüşü 1:03:49 - 1:06:29
---- TÜRK’ÜN YARATILIŞ GAYESİ ----
Tarih, yalnızca kendisini yazanları yazmaz. Tarihe yön veren, tarihin her çağında adaleti, nizamı ve hürriyet diyerek haykıran, devlet olma şuuru ile bilenen ve devlet olmak için her türlü mücadeleye girişerek sancak açan milletleri de yazar. Bu öyle bir tarih yazmadır ki tarihten bu milletleri çıkardığımızda, tarih denilen bir boşluk, bir bilgi çöplüğü kalır elimizde. Türk milleti, daha doğru bir söylemle Türk kimliği de bu maksatla kullanılmaktadır. Peki ama bu durum kafatasçı ırkî bir yaklaşım mıdır? Yoksa, Allah’ın yaratış gayesi mi?
Allah (c.c.) hiçbir canlı veya cansız varlığı sebepsiz yaratmadı. Gökte dönen yıldızlar... Toprağın bağrında sessizce filizlenen tohum... Yuvasına rızık taşıyan karınca... Kanadını yalnızca kendisine verilen vazife kadar çırpan kuş... Hepsi bir gayeye memurdur. Çünkü Allah; "Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık." buyurur. Yaratılan hiçbir varlıkta başıboş bırakılmamıştır. Tesadüfi bir hayat söz konusu değildir. İnsan ise gayesiz değildir. Bir amaca hizmet etmek maksadıyla yaratılmıştır. İnsanlar gibi insanların bir araya gelerek oluşturdukları topluluklar da gayesiz değildir! Her toplum tarih boyunca üstlendikleri vazifeler ile tanınmışlardır. Tarih boyunca bazı milletler belirli vasıflarıyla öne çıkmıştır. Kimi ilimde, kimi ticarette, kimi sanatta, kimi de devlet kurma ve nizam tesis etme kabiliyetiyle tanınmıştır. Türklerin tarih sahnesindeki belirgin vasıflarından biri de bağımsızlık ruhu ile devlet kurma ve adalet düzeni oluşturma iradesi olmuştur.
Kur'an, insanın Rabbine verdiği sözü hatırlatır. Allah'ın, âdemoğullarından aldığı ahdi anlatır; insanın Rabbini tanıdığı ve O'nun huzurunda şahitlik ettiği hakikatini bildirir. Mümin, hayatını bu ahde sadakat içinde yaşamaya çağrılır. Tarih de belki bu sadakatin milletler ölçeğinde görünür hâle gelişidir. İşte bu noktada Türk tarihine bakınca, insan yalnızca savaşlar görmez. Yalnızca fetihler de görmez. Asıl görülen, asırlar boyunca tekrar eden bir sorumluluk duygusudur.
Bir devlet yıkılır. Bir başkası kurulur. Bir sancak iner. Bir diğeri yükselir. Sanki görünmeyen bir el, aynı ruhu farklı çağlarda yeniden ayağa kaldırmaktadır. Bu durum, bir üstünlük iddiası değil; ağır bir mesuliyetin işaretidir. Çünkü devlet, Türk için hiçbir zaman servetin adı olmadı. Devlet; düzenin adı oldu. Nizamın adı oldu. Adaletin adı oldu. İnsanın canını, malını, inancını ve onurunu koruyacak bir emanet oldu. Belki de bu yüzden Türk, devleti önce kendisi için değil, omuzuna yüklenmiş bir vazife olarak gördü.
Askerlik de böyledir. Asker olmak öldürmeyi sevmek değildir. Asker olmak, gerektiğinde ölümü göze alarak hayatı korumaktır. Kılıcı yüceltmek değildir. Hakkı koruyacak iradeyi ayakta tutmaktır. Bir askerin omzundaki silah, vicdandan ayrıldığı gün zulmün aracına dönüşür. Vicdanla birleştiği gün ise mazlumun sığınağı olur. İşte bu yüzden Türk tarihindeki asker ruhu, yalnızca cesaretle açıklanamaz. Onun mayasında vazife şuuru vardır. Belki de Türk'ün tarih boyunca taşıdığı en büyük vasıf savaşmak değil; nöbet tutmaktır. Çünkü nöbet yalnızca hudutlarda tutulmaz. Adalet nöbettir. Emanet nöbettir. Mazlumun duasını korumak nöbettir. Devlet dediğimiz hakikat de aslında bu nöbetlerin ortak adıdır.
...
Türk olmak da tek başına bir fazilet değildir. Fazilet, Türk olarak Allah'ın rızasını gözetebilmekte; sahip olunan gücü hakka hizmet için kullanabilmektedir. Eğer tarih boyunca Türk milleti devlet kurmuşsa, bunun anlamı başkalarına üstün olmak değildir. Asıl anlamı, omzuna daha ağır bir yük yüklenmiş olmasıdır. Çünkü yük büyüdükçe hesap da büyür.
...
Türk üstün olduğu için devlet kurmamıştır; devlet kurma mesuliyeti taşıdığı ölçüde tarih sahnesinde var olmuştur…
Selçuk DİKİCİ