Prof. Dr. Şener Dilek - Sözler - 32. Söz - 2. Mevkıf - 3. Maksat - 4. Remiz - Şuûnât-ı İlahiye
Risale Dersleri
0:00 / 0:00
Prof. Dr. Şener Dilek - Sözler - 32. Söz - 2. Mevkıf - 3. Maksat - 4. Remiz - Şuûnât-ı İlahiye
1 136 просмотров · 4 г. назад
Risale Dersleri
47,9 тыс. подписчиков
1 136 просмотров · 4 г. назад
Kaynak: • Şuûnât-ı İlahiye - 32.Söz 2.Mevkıf 3.Maksa...
@Prof.Dr.ŞenerDİLEKMarifetNurla
📕Risale-i Nur Külliyatından :
---- Sözler{ Otuz İkinci Söz } ---
🖋️Müellifi:
Bedîüzzaman Said Nursi
__
DÖRDÜNCÜ REMİZ
Bir şeyin lezzeti, hüsnü, cemali, emsal ve ezdadına bakmaktan ziyade, mazharlarına bakarlar. Mesela kerem, güzel ve hoş bir sıfattır. Kerîm olan zat; başka mükrimlere tefevvuk cihetiyle aldığı lezzet-i nisbiyeden bin defa daha hoş bir lezzeti, ikram ettiği adamların telezzüzleriyle, ferahlarıyla alır. Hem bir şefkat ve merhamet sahibi, şefkat ettiği mahlukların istirahatleri derecesinde hakiki bir lezzet alır. Mesela, bir validenin evladının mesudiyetlerinden ve istirahatlerinden, şefkat vasıtasıyla aldığı lezzet, o derece kuvvetlidir ki onların rahatı için ruhunu feda eder derecesine getirir. Hattâ o şefkatin lezzeti, tavuğu civcivlerini himaye etmek için arslana saldırtır.
İşte madem evsaf-ı âliyedeki hakiki lezzet ve hüsün ve saadet ve kemal, akran ve ezdada bakmıyor. Belki mezâhir ve müteallikatına bakıyor. Elbette Hayy-ı Kayyum ve Hannan-ı Mennan ve Rahîm ve Rahman olan Zat-ı Zülcemali ve'l-kemal'in rahmetindeki cemal ise merhumlara bakar. Merhametine mazhar olanların, hususan cennet-i bâkiyede nihayetsiz enva-ı rahmet ve şefkatine mazhar olanların derece-i saadetlerine ve tena'umlarına ve ferahlarına göre o Zat-ı Rahmanu'r-Rahîm, ona lâyık bir tarzda bir muhabbet, bir sevmek gibi (ona lâyık şuunatla tabir edilen) ulvi, kudsî, güzel, münezzeh manaları vardır. "Lezzet-i kudsiye, aşk-ı mukaddes, ferah-ı münezzeh, mesruriyet-i kudsiye" tabir edilen, izn-i şer'î olmadığından yâd edemediğimiz gayet münezzeh, mukaddes şuunatı vardır ki her biri kâinatta gördüğümüz ve mevcudat mabeyninde hissettiğimiz aşk ve ferah ve mesruriyetten nihayetsiz derecelerde daha yüksek daha ulvi daha mukaddes daha münezzeh olduğunu çok yerlerde ispat etmişiz. O manaların birer lem'asına bakmak istersen gelecek temsilatın dürbünü ile bak:
Mesela nasıl ki sehavetli, âlîcenab, müşfik bir zat; güzel bir ziyafeti, gayet fakir ve aç ve muhtaç olanlara vermek için seyahat eden güzel bir gemisine serer. Kendi de üstünde seyreder. O fukaranın minnettarane tena'umları ve o aç olanların müteşekkirane telezzüzleri ve o muhtaç olanların senakârane memnuniyetleri; ne derece o kerîm zatı mesrur ve müferrah eder, ne kadar onun hoşuna gider, anlarsın.
İşte küçücük bir sofranın hakiki mâliki olmayan ve bir tevziat memuru hükmünde olan bir insanın mesruriyeti böyle ise cin ve insi ve hayvanatı, feza-yı âlem denizinde seyr ü seyahat ettiren ve bir sefine-i Rabbaniye olan koca zeminin üstüne bindirip, yüzünde hadsiz enva-ı mat'umatı câmi' bir sofrayı serip, bütün zîhayatı küçük bir kahvaltı nevinde o ziyafete davet etmekle beraber, gayet mükemmel ve bütün enva-ı lezaizi câmi', sermedî, ebedî bir dâr-ı bekada cennetleri, her birisini birer sofra-i nimet ederek hadsiz lezaizi ve letaifi câmi' bir tarzda, nihayetsiz bir zamanda, nihayetsiz muhtaç, nihayetsiz müştak, nihayetsiz ibadına, hakiki yemek için ziyafet açan bir Rahmanu'r-Rahîm'e ait ve tabirinde âciz olduğumuz maânî-i mukaddese-i muhabbeti ve netaic-i rahmeti kıyas edebilirsin.
Hem mesela mahir bir sanat-perver, maharetini göstermeyi sever bir usta; güzel, plaksız konuşan fonoğraf gibi bir sanatı icad ettikten sonra, onu kurup tecrübe ediyor, gösteriyor. O sanatkârın düşündüğü ve istediği neticeleri en mükemmel bir tarzda gösterse onun mûcidi ne kadar iftihar eder, ne kadar memnun olur, ne derece hoşuna gider. Kendi kendine "Bârekellah" der.
İşte küçücük bir insan, icadsız, sırf surî bir sanatçığı ile bir fonoğrafın güzel işlemesiyle böyle memnun olsa acaba bir Sâni'-i Zülcelal; koca kâinatı, bir musikî, bir fonoğraf hükmünde icad ettiği gibi zemini ve zemin içindeki bütün zîhayatı ve bilhassa zîhayat içinde insanın başını öyle bir fonoğraf-ı Rabbanî ve bir musika-i İlahî tarzında yapmış ki hikmet-i beşer, o sanat karşısında hayretinden parmağını ısırıyor.
İşte bütün o masnuat, bütün onlardan matlub neticeleri, nihayet derecede ve gayet güzel bir surette gösterdiklerinden ve ibadat-ı mahsusa ve tesbihat-ı hususiye ve tahiyyat-ı muayyene ile tabir edilen evamir-i tekviniyeye karşı onların itaatleri ve onlardan matlub olan makasıd-ı Rabbaniyenin husulünden hasıl olan ve iftihar ve memnuniyet ve ferahla tabir edemediğimiz maânî-i mukaddese ve şuun‑u münezzeh, o derece âlî ve mukaddestir ki bütün ukûl‑ü beşer ittihat edip bir akıl olsa, yine onların künhüne yetişemez ve ihata edemez.
Risale-i Nur - Sözler / 686 - 687
Prof. Dr. Şener Dilek İnternet Sayfası ve Sosyal Medya Adresleri
www.senerdilek.com
www.senerdilek.com.tr
YouTube : / profdrŞenerdilek
Facebook : / profsenerdilek
İnstagram : / profsenerdilek
Twitter : / prfdrsenerdilek
#şenerdilek #risale #risaledersleri #sohbet #risaleinur