Hizmetin Üç Kerameti
Mehmet Akar
0:00 / 0:00
Hizmetin Üç Kerameti
3 669 просмотров · 1 день назад
Mehmet Akar
7,79 тыс. подписчиков
3 669 просмотров · 1 день назад
40) Dokuzuncu Lem’a (devam…) ‘Bu mîzânlı ve nizâmlı, gāyet san‘atkârâne olan nakışlar, kat‘î bir sûrette, bir irâde ve ihtiyârı; ve kasıd ve meşîeti iktizâ eder’ (25.07.2026)
Videonun tamamı bu linkte;
• Hizmetin Üç Kerameti
Muhyiddîn-i Arabî Hakkındaki Suâlin Cevabına Zeyildir (devamı...); Diğer adam der ki: Bu mîzânlı ve nizâmlı, gāyet san‘atkârâne olan nakışlar, kat‘î bir sûrette, bir irâde ve ihtiyârı; ve kasıd ve meşîeti iktizâ eder. İrâdesiz bir cilve, ihtiyârsız bir tezâhür olamaz. Evet, tavusun mâhiyeti güzel ve yüksektir; fakat onun mâhiyeti, fâil olamaz. belki münfaildir. fâili ile hiç bir cihetle ittihâd edemez. Rûhu güzel ve âlîdir; mûcid ve mutasarrıf değildir. Belki, ancak mazhar ve medârdır.
Çünkü her bir tüyünde, bilbedâhe, nihâyetsiz bir hikmetle bir san‘at; ve nihâyetsiz bir kudretle bir nakş-ı zînet görünüyor. Bu hâl ise, irâdesiz ve ihtiyârsız olamaz. Bu kemâl-i kudret içinde kemâl-i hikmeti; ve kemâl-i ihtiyâr içinde kemâl-i rubûbiyeti ve merhameti gösteren san‘atlar, cilve milve işi değildir. Bu yaldızlı defteri yazan kâtib, onun içinde olamaz. onunla ittihâd edemez. Belki, yalnız o defterin, o kâtibin yazı kaleminin ucuyla teması vardır. Öyle ise, o kâinât denilen misâlî tavusun hârikulâde zînetleri, tavus Hâlik’ının yaldızlı bir mektûbudur.
İşte şimdi o kâinât tavusuna bak. O mektûbu oku. Kâtibine Mâşâallâh, bârekallâh, sübhânallâh de Mektûbu kâtib zanneden veya kâtibi mektûb içinde tahayyül eden veya mektûbu hayâl tevehhüm eden, elbette aşk perdesinde aklını saklamış, hakîkatin hakîkî sûretini görememiş.
Vahdetü’l-vücûd meşrebine sebebiyet veren aşkın envâından en mühim ciheti, aşk-ı dünyâdır. Mecâzî olan aşk-ı dünyâ, aşk-ı hakîkîye inkılâb ettiği zaman, vahdetü’l-vücûda inkılâb eder. Nasıl ki, insandan şahsî bir mahbûbu muhabbet-i mecâziye ile seven, sonra da zevâl ve fenâsını kalbine yerleştiremeyen bir âşık, mahbûbuna aşk-ı hakîkî ile bir bekā kazandırmak için, Ma‘bûd ve Mahbûb-u Hakîkî’nin bir âyîne-i cemâlidir diyerek kendini teselli eder, bir hakîkate yapışır. Öyle de, koca dünyayı ve kâinâtı hey’et-i mecmûasıyla mahbûb ittihâz eden, sonra o muhabbet-i acîbe, dâimî zevâl ve firâk kamçılarıyla muhabbet-i hakîkiyeye inkılâb ettiği vakit, o çok büyük mahbûbunu zevâl ve firâktan kurtarmak için, vahdetü’l-vücûd meşrebine ilticâ eder. Eğer gāyet kuvvetli ve yüksek îmân sâhibi ise, Muhyiddîn-i Arab’ın emsâli gibi zâtlara zevkli, nûrânî, makbûl bir mertebe olur. Yoksa vartalara, maddiyâta girmek, esbâbda boğulmak ihtimâli var. Vahdetü’ş-şuhûd ise, o zararsızdır. ehl-i sahvin de yüksek bir meşrebidir.
[اَللّٰهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ]
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلٖیمُ الْحَكٖیمُ
ÖZLÜ SÖZLER
GELEN SORULAR
40-1) Kainat bir kitaptır, katip değildir…!
40-2) Bu kainatın tamamı mektuptur…!
HATIRALAR