Çöle İnen Nur - Arif Emre
Arif Emre
0:00 / 0:00
Çöle İnen Nur - Arif Emre
170 просмотров · 3 недели назад
Arif Emre
398 подписчиков
170 просмотров · 3 недели назад
Üstad Necip Fazıl'ın "Çöle İnen Nur" isimli eserinden esinlenerek yazılmış bir Peygamber Şiiri. Rabbim şefaatine nail eylesin
Çöle İnen Nur’un Kalbinde Bir Yolculuk
Zamanın kuruduğu, ruhların taşlaştığı bir an... Dünya, kendi cehaletinin simsiyah peçesi altında can çekişiyor; insanlık kendi elleriyle diktiği taş putların önünde eğilirken, diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının feryadı çöl rüzgârına karışıyordu. Ne bir adalet kırıntısı vardı ne de sığınacak bir şefkat kucağı... Kuru toprak fısıldıyor, gökler ağlamaklı yere eğilmiş, âlem bir damla âb-ı hayata muhtaç kıvranıyordu.
Ve o kutlu gece geldi... Fil Yılı’nda, Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi, göklerin kapısı ardına kadar açıldı. Mecusi tapınaklarında bin yıldır sönmeyen ateşler bir anda kül oldu, Save Gölü’nün suları çekildi, Kisra’nın sarayındaki sütunlar birer birer çatladı. Gece döndü gündüze, sildi mazi gubarlarını. Âlem, O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştı. Bir yetim olarak doğdu; doğmadan babasını, altı yaşında annesi Âmine’yi Ebva’da toprağa verdi. Annesinin kabri başında mahzun duran o küçük çocuk, bütün insanlığın ve yetimlerin sığınağı olacaktı.
Yıllar devrildi. Mekke’nin "Muhammed-ül Emîn" dediği o yüce insan, şehrin çürüyen vicdanından sıyrılıp Hira Mağarası’nın sessizliğine çekildi. Bu bir kaçış değil, insanlığın kurtuluşu için derin bir arayıştı. Ve Ramazan ayının o mübarek Kadir Gecesi’nde Cebrail indi gökten. Zaman durdu, nefesler tıkandı; o daracık mağaraya koskoca bir cihan sığdı. Cebrail sarıldı, sıktı ve ilk fermanı haykırdı: "Oku!" Titredi dağlar, taşlar... "Ben okuma bilmem" diyen O Ümmî Sultan, kelamın ve hikmetin madeni oldu. Evine dönüp "Beni örtün! Beni örtün!" diye titrerken, ilk inanan eşi Hz. Hatice’nin sadakatiyle ilk teselliyi buldu. Hz. Hatice O’na sarıldı ve tarihe kazınan o sözlerle seslendi: "Asla korkma! Vallahi Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabalık bağlarını gözetirsin, doğruyu söylersin, düşkünlerin elinden tutar, yoksula kazandırırsın. Misafirine ikram eder, hak yolunda uğradığı musibetlerde insanlara yardım edersin..." işte bu sözler, efendimizin gönlüne serinlik; davasına ilk harç oldu.
Ancak Hak geldiğinde batılın kini büyürdü. İşkence yılları başladı. Ammar’ın anne ve babası, Yasir ve Sümeyye, gözlerinin önünde ilk şehitler olarak toprağa düşüyor; Bilal-i Habeşî, Mekke’nin kızgın kumlarında, göğsüne konulan dev kayaların altında nefesi kesilirken tek bir kelimeyi haykırıyordu: "Ahad! Ahad!"
Sonra o en karanlık yıl geldi: Hüzün Yılı. Önce koruyucu amcası Ebu Talib, ardından gözünün nuru Hz. Hatice dâr-ı bekāya irtihal etti. Teselli aramak ve bir sığınak bulmak için gittiği Taif’te ise kapılar yüzüne kapandı. Şehrin ayak takımı yol kenarlarına dizildi; taşlar kalktı zalim ellerden. Mübarek topuklarından akan kanlar ayakkabısına dolarken, O bir ağacın altına sığındı. Cebrail gelip "İstersen bu iki dağı onların üzerine helak edeyim" dediğinde, O, ellerini semaya kaldırıp âlemleri titreten o duayı ediyordu: "Rabbim, halkımı bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar..."