Перейти к содержимому

Genç Dulu «Hırsız» Diye Bebeğiyle Kışta Kapı Önüne Attılar… Yıllar Sonra O Kapıyı Ağlayarak Ona Açtı

Ay Işığı İbret Hikayeleri

0:00 / 0:00

Genç Dulu «Hırsız» Diye Bebeğiyle Kışta Kapı Önüne Attılar… Yıllar Sonra O Kapıyı Ağlayarak Ona Açtı

3 229 просмотров · 7 дней назад
Ay Işığı İbret Hikayeleri
9,46 тыс. подписчиков
3 229 просмотров · 7 дней назад
Eskiler bir söz söylerdi, hele bir başa gelmeden kimse tam anlamazdı o sözü: «Sabır acıdır, ama meyvesi tatlıdır.» Bu gece size, bu sözün neden yıllar önce bir dağ eteğindeki köyde, kucağında bir tek bebeğiyle kapı önüne konan genç bir kadının gözyaşlarıyla yazıldığını anlatacağım. O köyün çeşme başındaki en gözde taş evinde, sevilen delikanlı Emin, yoksul ama elleri iğne oyasında hüner saçan öksüz Ayşe'yi, malına değil huyuna bakıp aldı; başta gelinini beğenmeyen kaynana Şerife, kırk gün kırk gece başında beklenince «Allah bana öz evladımdan hayırlısını göndermiş» diye ağladı. Ayşe'nin, babası gibi berrak gözlü bir kızı oldu: Zeynep. Ama bir güz Emin göğsüne düşen bir hastalıkla bir hafta içinde göçünce — gitmeden önce köyün imamı Hafız Ramazan'ı gizlice çağırıp bir mektup yazıp mühürlemişti — alt mahalleye, kumarbaz Rüstem'e gelin gitmiş görümce Naciye'nin gözü, o sağlam taş evde, o bahçede, o tarlalarda kaldı. Kırkı çıkar çıkmaz Naciye, yaslı ananın kulağına zehir damlattı; kendi eliyle Şerife'nin altın torbasını çalıp kasabada Rüstem'in kumar borcuna sattığı hâlde, bir gün parmağını Ayşe'ye uzatıp «Hırsız!» diye bağırdı. İftira çeşme başında dilden dile yayıldı; en soğuk kış gününde Naciye ile Rüstem, sahte bir kâğıtla gelip genç dulu altı aylık yavrusuyla kara kışa attılar, Şerife de yüzünü sessizce çevirdi. Ayşe kimseye beddua etmeden yalnız şunu dedi: «Hakkımı almadan çıkıyorum bu kapıdan, ama davamdan da vazgeçmiyorum; bir gün gelir, bu duvarlar konuşur.» Köyün bütün kapıları yüzüne kapanırken, tek bir komşu kadın gizlice sepetine yarım ekmekle bir çıkın peynir bıraktı; ta köyün ucundaki, kendisi de genç yaşta dul kalıp dışlanmış Cennet Nine, ana kız ikisini tek soru sormadan samanlığına aldı. Ayşe orada, anasından kalan gümüş yüksükle mum ışığında oya örerek, dağdan ot toplayıp kasabada satarak kızını iki eliyle büyüttü; rahat bir evlilik teklifini «çocuğumu başkasının eline bırakmam» diye reddetti, bir başka öksüz kızı, Elmas'ı bile bağrına bastı. Öte yandan haram lokma haram evi bereketsiz bıraktı: Rüstem'in tarlaları dolu ve kuraklıkla vurdu, borçlar bahçeyi, tarlayı, sonunda evi yuttu. Ve ilahi adalet işlemeye başladı: aldığı her altının sahibinin adını deftere yazan ihtiyar kuyumcu Agah Usta, Rüstem bir borcu inkâr edince defterini bütün çarşının önünde açtı ve okudu — o altınları satan Ayşe değil, Naciye'ydi. Gerçeği kasabadan köye lavanta gibi taşıyan, Ayşe'nin oyasını el üstünde tutan bakkalın karısı Sultan oldu; iftira atan diller sustu, önce Hatice Ana gelip af diledi. Derken o mühürlü mektup ortaya çıktı: yaşlanıp ölüm döşeğine düşen Hafız Ramazan, muhtarı, ihtiyar heyetini ve Ayşe'yi çağırdı, yıllarca kapalı bir Kur'an'ın içinde sakladığı o sararmış kâğıdı çıkardı; muhtar mührü kırıp Emin'in titrek el yazısını bütün köyün önünde okudu — evi, bahçeyi, tarlaları Ayşe ile Zeynep'e vasiyet ediyor, gelininin vefasına şahitlik ediyor, öz kardeşini o mülkten men ediyordu. Bütün köy başını önüne eğdi; muhtar tapuyu Ayşe ile kızına yazdı, sahte kâğıt hükümsüz kaldı. Kötüler kazdıkları kuyuya düştü: Rüstem her şeyini yitirdi, Naciye kendi kazdığı çukura düştü, ve en acısı, o körelmiş yaşlı Şerife, yıkılmış bir dökük damda tek başına, terk edilmiş kaldı. Ama işte hikâyenin en güzel yeri: ak saçlı, alnı hâlâ ak Ayşe, kendi evine girmeden önce, büyümüş Zeynep'i alıp o soğuk dökük dama gitti, terk edilmiş kaynanasının yanına diz çöktü, o soğuk elleri sıcak avuçlarına aldı — «Benim, ana; gelinin geldi» — ağlayan yaşlı kadını kaldırıp taş eve, baş köşeye taşıdı; pişman Naciye titreye titreye kapıya geldiğinde de kapıyı ardına kadar açtı: «Gel içeri, görümcem; anan seni bekliyor, içeride sıcak çorba var.» Bir zamanlar bir iftirayla, bir gözyaşıyla anılan o ev, artık bir merhamet evi oldu; Şerife, kovduğu gelinin kucağında huzurla göçtü; büyümüş Zeynep yörenin en usta oyacısı olup köyün kızlarını başına toplayıp anasının hem hünerini hem sözünü öğretti: «Sabrınızı kimseye kaptırmayın.» Ve bir kış gecesi, büyümüş Zeynep, yıllar önce donan bir samanlıkta gözyaşları içinde söylenen o ninniyi, bu sefer yaşlı anasına geri söyledi. Sabrın neden acı ama meyvesinin neden bu kadar tatlı olduğunu, bu hikâyede göreceksiniz. Bu kanalda her hafta ibret dolu gerçekçi hikayeler anlatıyoruz. Yüreğinizi açıp dinleyin, sonuna kadar kalın. 👉 Abone olmayı ve zili açmayı unutmayın; bırakın bu ocak başı hikâyeleri sizi hep bulsun. #ibret #hikaye #ibretlikhikayeler #sabır #gençdul