(210) Hutbe-i Şamiye (22) Sh 476 | Makaleler | Reddü’l-Evhâm, 1-4. Vehimler
Risale-i Nur Dersleri Ali KURT
0:00 / 0:00
(210) Hutbe-i Şamiye (22) Sh 476 | Makaleler | Reddü’l-Evhâm, 1-4. Vehimler
133 просмотра · 8 часов назад
Risale-i Nur Dersleri Ali KURT
11,1 тыс. подписчиков
133 просмотра · 8 часов назад
210 Mektubat Mecmuası el-Hutbetü'ş-Şâmiye Tercümesi, Sayfa 476, 477, 478 (Mektubat Mecmuası Osmanlıca Orijinal Nüsha, Hayrat Neşriyat)
Reddü’l-Evhâm
31/Mart/1909
İttihâd-ı Muhammedî (asm) cemâatine isnâd ettikleri “Dokuz Evhâm-ı Fâside” yi reddedeceğim.
Birinci Vehim: Böyle nâzik bir zamanda din mes’elesini ortaya atmak münâsib görünmüyor.
Elcevab: Biz dini severiz. Dünyayı da yine din için severiz. لَا خَيْرَ فِي الدُّنْيَا بِلَا د۪ينٍ Sâniyen: Madem ki meşrûtiyette hâkimiyet millettedir. Mevcûdiyet-i milleti göstermek lâzımdır. Milletimiz de yalnız İslâmiyet’dir. Zîrâ Arab, Türk, Kürd, Arnavut, Çerkez ve Lazların en kuvvetli ve hakîkatli revâbıt ve milliyetleri, İslâmiyet’den başka bir şey değildir. Nasıl ki az ihmâl ile tavâif-i mülûk temelleri atılmakta; ve on üç asır evvel ölmüş olan asabiyet-i câhiliyeyi ihyâ ile fitne îkāz olunmaktadır. Ve oldu gördük.
İkinci Vehim: Bu ünvan, tahsîsi ile müntesib olmayanları vehim ve telâşa düşürüyor.
Elcevab: Evvel de söylemiştim. Ya mütâlaa olunmamış veya sû’-i tefehhüme uğramış olduğundan, tekrarına mecbûr oldum. Şöyle ki: İttihâd-ı İslâm olan İttihâd-ı Muhammedî (asm) dediğimiz vakit, umum mü’minlerin mâbeyninde bilkuvve veya bilfiil sâbit olan ittihâd muraddır. Yoksa İstanbul ve Anadolu’daki cemâat murad değildir. Ama bir katre su da sudur. Bu ünvandan tahsîs çıkmaz. Ta‘rîf-i hakîkîsi şöyledir:
Esas temeli şarktan garba, cenûbdan şimâle mümted; ve merkezi Haremeyn-i Şerîfeyn; ve cihet-i vahdeti tevhîd-i İlâhî;
SAYFA 477
peymân ve yemini îmân; nizâmnâmesi sünnet-i Ahmediye (asm); kanunnâmesi, evâmir ve nevâhî-i şer‘iye; kulûb ve encümenleri, umum medâris mesâcid ve zevâyâ; o cemâatin ilel-ebed ve muhalled nâşir-i efkârı, umum kütüb-ü İslâmiye; ve her vakit nâşir-i efkârı, başta Kur’ân ve tefsîrleri ve bu zamanda bir tefsîri Risâle-i Nûr ve i‘lâ-yı Kelimetullâhı hedef ve maksad eden umum dînî ve müstakîm cerâiddir. Müntesibîni, umum mü’minlerdir. Reisi de Fahr-i Âlem’dir (asm).
Şimdi istediğimiz nokta, mü’minlerin teveccühleri ve teyakkuzlarıdır. Teveccüh-ü umûmînin te’sîri inkâr edilmez. İttihâdın hedefi ve maksadı i‘lâ-yı Kelimetullâh ve mesleği de kendi nefsiyle cihâd-ı ekber ve başkalarını irşâddır. Bu mübârek hey’etin yüzde doksan dokuz himmeti, siyâset değildir. Siyâsetin gayrı olan hüsn-ü ahlâk ve istikamet vesâire gibi makāsıd-ı meşrûaya masrûftur. Zîrâ bu vazîfeye müteveccih olan cem‘iyetler pek az, kıymet ve ehemmiyeti ise pek çoktur. Ancak yüzde biri siyâsiyyûnu irşâd tarîkiyle siyâsete taalluk edecektir. Kılıçları berâhîn-i kat‘iyedir. Meşrebleri de muhabbet olduğu gibi, beyne’l-mü’minîn uhuvvet çekirdeğinde mündemic olan muhabbete şecere-i tûbâ gibi neşv ü nemâ vermektir.
Üçüncü Vehim: Bu cem‘iyetin, tefrikadan ve başkalarına tevlîd-i ye’sden başka ne faydası var?
Elcevab: Bu, tefrîk değil, tevhîddir. Yeis değil, ümid verir. O hakîkat-ı uzmâ ki, nısf-ı küre-i arzda meknûz-u urûk-u zeheb gibi bir köşesini keşif ile tecellî etmiş yeni bir şu‘ledir. Bahr-i ummân bir testide sığışmadığı gibi, İttihâd-ı Muhammedî (asm) de Volkan idârehânesinde veya İstanbul’da sıkışıp kalmayacaktır. Belki şimdiki kuvveden fiile çıkmış bir parça İttihâd-ı Muhammedî (asm), kar‘u’l-asâ gibi îkâzdan ibârettir. Hem de o derece uzun ve müteselsil ve merâkiz-i İslâmiyeyi birbirine rabteden silsile-i nûrânîyi ihtizâza getirmekle, onunla merbût umum mü’minleri, i‘lâ-yı Kelimetullâhın bu zamanda en büyük vâsıtası olan maddeten ve ma‘nen terakkıyâta bir şevk ve âmir-i vicdânî ile sevk etmektir. Zîrâ istibdâd ve tahakkümden tahallus, hâhiş ve şevk-i vicdânî ile sevk olur. Halbuki binde bir tane münevverü’l-fikirdir, vicdânen mütehassis oluyor. Hiss-i dîn ile olsa, ehass-ı havâs ve en âmî, hiss-i dîn ile mütesâviyen tarîk-i terakkîde münevverü’l-fikir gibidirler. Hem de tenvîr-i fikre sebep olan ma‘rifet-i âmm veya medeniyet-i tâm bizde olmadığı için, nûru’n-nûr olan dîn-i İslâmı menâr etmeliyiz. Tâ âheng-i terakkî muhtell olmasın.
SAYFA 478
Dördüncü Vehim: İçimizdeki gayr-i müslimler ürkecekler veya bahane tutacaklar.
Elcevab: Bahane tutmak çocukluktur ve hâinliktir. Ürkmek ise cehâlet veya tecâhüldür. Zîrâ gayr-i müslimler kurûn-u vustâda ve vahşi oldukları zamanlarda fermân-ı لَٓا اِكْرَاهَ فِي الدّ۪ينِ ile bu kadar edyân ve akvâm-ı muhtelife medeniyet-i İslâmiyede masûn kaldıklarından, İslâmiyetin ulüvv-ü cenâbı ve gayr-i müslim tevehhüm ettikleri mahzûrun ademi, güneş gibi tezâhür ediyor. Hem de gayr-i müslimlerin selâmeti, vatanın saadeti iledir. Ve meşrûtiyetin devamı, ruhu, nokta-i istinâdı ve mürşidi, şerîat ve milliyetimiz olan İslâmiyet olduğundan, gayr-i müslimler bu ittihâddan ürkmek değil, takdîs ve ünsiyet etmek lâzımdır.