Перейти к содержимому

(228) Hutbe-i Şamiye (40) Sh 504 | Hakikat Çekirdekleri (85-97) Rızık, kudret nazarında önemlidir

Av. Ali Kurt ile Risale Dersleri

0:00 / 0:00

(228) Hutbe-i Şamiye (40) Sh 504 | Hakikat Çekirdekleri (85-97) Rızık, kudret nazarında önemlidir

3 483 просмотра · 3 г. назад
Av. Ali Kurt ile Risale Dersleri
11,3 тыс. подписчиков
3 483 просмотра · 3 г. назад
Av. Ali Kurt ile Mektubat derslerini yayınladığımız bu kanal dışında, Risale-i Nur Külliyatı’ndan Sözler Mecmuası derslerini de yeni kanalımız olan "Risale-i Nur Dersleri Ali KURT" adresine abone olarak takip edebilirsiniz. İrademiz dışındaki YouTube reklamları nedeniyle arzu eden kardeşlerimiz Premium üyeliğine geçerek dersleri reklamsız olarak izleyebilirler.    / @risale-inurdersleriavalikurt   85- Rızık, hayat kadar kudret nazarında ehemmiyetlidir. Kudret çıkarıyor, kader giydiriyor, inâyet besliyor. Hayat, muhassal-i mazbûttur, görünür. Rızık, gayr-i muhassal, tedrîcî münteşirdir, düşündürür. Açlıktan ölmek yoktur. Zîrâ bedende şahm ve sâire sûretinde iddihâr olunan gıda bitmeden evvel ölüyor. Demek terk-i âdetten neş’et eden maraz öldürür. Rızıksızlık değil. 86- Âkilüllahm vahşilerin helâl rızıkları, hayvanâtın hadsiz cenazeleridir. Hem rûy-u zemîni temizliyorlar. Hem rızıklarını buluyorlar. 87- Bir lokma kırk paraya, diğer bir lokma on kuruşa; ağıza girmeden ve boğazdan geçtikten sonra birdirler. Yalnız birkaç saniye ağızda bir fark var. Müfettiş ve kapıcı olan kuvve-i zâikayı taltîf ve memnun etmek için birden ona gitmek, israfın en sefîhidir. 88- Lezâiz çağırdıkça, “Sanki yedim” demeli. Sanki yedim'i düstûr yapan, ‘Sanki yedim’ nâmındaki bir mescidi yiyebilirdi, yemedi. 89- Eskiden ekser İslâm aç değildi. Tereffühe ihtiyâr vardı. Şimdi açtır. Telezzüze ihtiyâr yoktur. 90- Muvakkat lezzetten ziyâde muvakkat eleme tebessüm etmeli. “Hoş geldin” demeli. Geçmiş lezâiz “Ah, vah!” dedirtir. “Ah!” müstetir bir elemin tercümanıdır. Geçmiş âlâm, “Oh!” dedirtir. O “Oh” muzmer bir lezzet ve ni‘metin muhbiridir. 91- Nisyân dahi bir ni‘mettir. Yalnız her günün âlâmını çektirir. Müterâkimi unutturur. 92- Derece-i harâret gibi, her musibette bir derece-i ni‘met vardır. Daha büyüğünü düşünüp, küçükteki derece-i ni‘meti görüp Allah’a şükretmeli. Yoksa isti‘zâm ile üflense, şişer. Merak edilse ikileşir. Kalbdeki misâli, hayâli, hakîkate inkılâb eder. O da kalbi döver. SAYFA 505 93- Her adam için hey’et-i ictimâiyede görmek ve görünmek için mertebe denilen bir penceresi vardır. O pencere, kāmet-i kıymetinden yüksek ise, tekebbür ile tetâvül edecek. Eğer kāmet-i kıymetinden aşağı ise, tevâzu‘ ile tekavvüs edecek ve eğilecek. Tâ o seviyede görsün ve görünsün. İnsanda büyüklüğün mikyâsı küçüklüktür, yani tevâzu‘dur. Küçüklüğün mîzânı büyüklüktür, yani tekebbürdür. 94- Zaîfin kavîye karşı izzet-i nefsi, kavîde tekebbür olur. Kavînin zaîfe karşı tevâzuu, zaîfte tezellül olur. Bir ulü'l-emrin makamındaki ciddiyeti vakārdır, mahviyeti zillettir. Hânesindeki ciddiyeti kibirdir, mahviyeti tevâzu‘dur. Ferd mütekellim-i vahdeh olsa, müsâmahası ve fedâkârlığı amel-i sâlihtir. Mütekellim-i maalgayr olsa, hıyânettir, amel-i tâlihtir. Bir şahıs kendi nâmına hazm-ı nefs eder, tefâhur edemez. Millet nâmına tefâhur eder, hazm-ı nefs edemez. 95- Tertîb-i mukaddemâtta tefvîz, tenbelliktir. Terettüb-ü neticede tevekküldür. Semere-i sa‘yine ve kısmetine rızâ, kanâattir. Meyl-i sa‘yi kuvvetlendirir. Mevcûda iktifâ dûn-ü himmetliktir. 96- Evâmir-i şer‘iyeye karşı itâat ve isyan olduğu gibi, evâmir-i tekvîniyeye karşı da itâat ve isyan vardır. Birincisinde mükâfât ve mücâzâtın ekseri âhirette, ikincisinde ağlebi dünyada olur. Meselâ, sabrın mükâfâtı zaferdir. Atâletin mücâzâtı sefâlettir. Sa‘yin sevabı servettir, sebatın mükâfâtı galebedir. Müsâvâtsız adâlet, adâlet değildir. 97- Temâsül tezadın sebebidir. Tenâsüb tesânüdün esasıdır. Sıgar-ı nefis tekebbürün menbaıdır. Zaaf gururun ma‘denidir. Acz muhâlefetin menşeidir. Merak ilmin hocasıdır.