SAMİMİ MÜMİNLER NEDEN ALDANDI? / Seyid N. Erkal (sesli yaz - 9)
Seyid Nurfethi Erkal
0:00 / 0:00
SAMİMİ MÜMİNLER NEDEN ALDANDI? / Seyid N. Erkal (sesli yaz - 9)
3 336 просмотров · 2 года назад
Seyid Nurfethi Erkal
14,5 тыс. подписчиков
3 336 просмотров · 2 года назад
/ sozlerdersi
SAMİMİ MÜMİNLER NEDEN ALDANDI? / Seyid N. Erkal (sesli yaz - 9)
Siyasiler ve siyaseti meslek edinen garazkar ehl-i dünya ve dine düşman ifsat komiteleri dışında, onların dehşetli propaganda silahlarına kanıp aldanan safderun bir halk kitlesi olduğunu hatta bunlar içinde samimi dindarların dahi bulunduğunu ve maalesef bunların dünyanın dört bir tarafında zalimlere dua ettiklerini görmekteyiz. Bu açıdan daha önceki yazılarda temas ettiğimiz manevi mücahedenin “müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı” olan cephesi gibi “ehl-i imana” bakan bir cephesi daha olduğu anlaşılmaktadır.
Çaycı Emin abi naklediyor;
“Üstad’la bir gün beraber ikindi namazını kıldık. Namazdan sonra tesbihatta iken: “Kambur, ben mi haklıyım, yoksa sen mi haklısın?” diye birisine hitap ediyordu.
Ben yine birçok zamanlar olduğu gibi, hayretler içindeydim. Odasında benimle kendisinden başka kimse yoktu. Benim merakımı görünce, meseleyi şu şekilde izah etti:
“Onuncu Söz, haşir ve âhiret hakkındadır. Ben o eseri bir vakitler Barla'da yazıyordum (1926). Baktım o günlerde bir İslâm düşmanı, ıslahı gayr-i-kabil... Arefeye birkaç gün vardı. Ben beddua ettim. Benim bedduama karşılık bütün Hicaz velileri ve Hicaz'daki Kutb-u A'zam ise, onun ıslahı için dua ediyorlardı. Benim bedduam ferdî kaldığı için iade edildi. Aradan uzun seneler geçti. Baktım, bu sene (1938) bana nihayet hak verdiler. Ben halbuki bunun ıslahının gayr-i kabil olduğunu biliyordum. Onlar nihayet bu sene beddua etmeye başladılar. Benim konuştuğum Kutb-u A'zam'dır; Mekke-i Mükerreme'dedir. Bütün Hicaz'la birlikte beddua etmeye başladı. Bana hak verdi. Ben de ona hitap ettim.” (Son Şahitler II, s. 99)
Bu hatıranın hakikatini Üstadımız Hazretleri Risale-i Nur’da şöyle izah etmektedir.
“Bir zaman, ben bir kısım ehl-i dalâlete mühim bir vakitte kahr ile duâ ettim. Bedduâma karşı, müthiş bir kuvvet-i mâneviye çıktı. Hem duâmı geri çeviriyordu hem beni menetti. Sonra gördüm ki, o kısım ehl-i dalâlet, hilâf-ı hak icraatında bir kuvve-i mâneviyenin teshilâtıyla arkasına aldığı halkı sürükleyip gidiyor, muvaffak oluyor. Yalnız cebirle değil, belki velâyet kuvvetinden gelen bir arzuyla imtizaç ettiği için, ehl-i îmânın bir kısmı o arzuya kapılıp hoş görüyorlar, çok fena telâkki etmiyorlar.” (Mektubat, s. 343)
Peki ehl-i velayet ehl-i hak olmayanlara nasıl manen taraftar olabilir. Bu müşkül meseleyi halletmek için Üstad Hazretleri bizlere Cibali Baba kıssasını nakletmektedir.
“Fesübhânallah, dedim. "Tarik-i haktan başka velâyet bulunabilir mi? Hususan müthiş bir cereyan-ı dalâlete ehl-i hakikat taraftar çıkar mı?" dedim. Sonra, bir mübarek Arefe gününde, müstahsen bir âdet-i İslâmiyeye binaen Sûre-i İhlâsı yüzer defa tekrar ederek okuyup, onun bereketiyle, "Mühim bir suale cevap" namında yazılan meseleyle beraber şöyle bir hakikat dahi rahmet-i İlâhiye ile kalb-i âcizâneme gelmiş.
Hakikat şudur ki: Sultan Mehmed Fatih’in zamanında hikâye edilen meşhur ve mânidar Cibali Baba kıssası nevinden olarak, bir kısım ehl-i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczupturlar. Ve bir kısmı dahi, Bazen sahvede ve daire-i akılda görünür. Bazen aklın ve muhakemenin haricinde bir hale girer. Şu kısımdan bir sınıfı, ehl-i iltibastır, tefrik etmiyor. Sekir halinde gördüğü bir meseleyi hâlet-i sahvede tatbik eder, hata eder ve hata ettiğini bilmez. Meczupların bir kısmı ise, indallah mahfuzdur, dalâlete sülûk etmez. Diğer bir kısmı ise mahfuz değiller; bid’at ve dalâlet fırkalarında bulunabilirler. Hattâ kâfirler içinde bulunabileceği ihtimal verilmiş.
İşte, muvakkat veya daimî meczup olduklarından, mânen mübarek mecnun hükmünde oluyorlar. Ve mübarek ve serbest mecnun hükmünde oldukları için, mükellef değiller. Ve mükellef olmadıkları için muahaze olunmuyorlar. Kendi velâyet-i meczubâneleri bâki kalmakla beraber, ehl-i dalâlete ve ehl-i bid’aya taraftar çıkarlar, mesleklerine bir derece revaç verip, bir kısım ehl-i imanı ve ehl-i hakkı, o mesleğe girmeye meş’ûmâne bir sebebiyet verirler.” (Mektubat)
Üstadımızın bu ifadeleriyle birlikte ister istemez meşhur el İbriz eserinde Abdulaziz ed-Debbağ Hazretleri’nin (k.s.) “ahirzamanda alemin fesada girmesinin sebebini rical-ul gaybdan müteşekkil kırklar meclisine meczup velilerin hâkim olmasıyla” izah etmesi ve “Ahir zamanda Mehdi’nin zahir alemde Deccal ile mücadele ederken bâtın da ise manen bu meczup velilere karşı mücahede edeceğinden” haber vermesi kulağımızda çınlamakta.