TEVHİDE DAİR BEŞ İNCE MESELE / 17. LEM`A, 13. NOTA
Seyid Nurfethi Erkal
0:00 / 0:00
TEVHİDE DAİR BEŞ İNCE MESELE / 17. LEM`A, 13. NOTA
2 903 просмотра · 2 года назад
Seyid Nurfethi Erkal
14,4 тыс. подписчиков
2 903 просмотра · 2 года назад
https://t.co/sw1IoaaINf
/ sozlerdersi
TEVHİDE DAİR BEŞ İNCE MESELE / 17. LEM`A, 13. NOTA
3:50 “BİRİNCİSİ: Tarik-i hakta {hak ve hakikat yolunda} çalışan ve mücahede edenler,
yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenâb-ı Hakka ait vazifeyi düşünüp,
harekâtını ona bina ederek hataya düşerler.”
Dine hizmet eden insanın kendi vazifesine odaklanması, kalp ibresinin farklı
manyetik alanların tesirine girip şaşmaması, kalbinin kastında (yani niyette) bir
teşevvüş (dağınıklık) olmaması lazımdır. Buna “talepte tevhid” diyebiliriz. On Üçüncü
Nota’daki meselelerin beşi de buraya bakıyor. Konu aslında ihlâs meselesi. İhlâsa
“enfüste tevhid” diyebiliriz.
14:58 “Cenâb-ı Hak abdini tecrübe eder. (...) Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki,
Cenâb-ı Hakkı tecrübe etsin. (...) Cenâb-ı Hakkın rububiyetine {idare ve terbiyesine} karşı
imtihan tarzı, sû-i edeptir {edepsizliktir}, ubudiyete münâfidir {kulluğa zıttır}.”
20:34 “İnsanın elindeki cüz-ü ihtiyarî ile işledikleri ef'allerinde, Cenâb-ı Hakk’a ait netâici
düşünmemek gerektir. Meselâ, kardeşlerimizden bir kısım zatlar, halkların Risale-i Nur'a
iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor. Dinlemedikleri vakit, zayıfların
kuvve-i mâneviyeleri kırılıyor, şevkleri bir derece sönüyor.”
Bununla alakalı şu cümlelere bakmalı:
“Ey sevaba hırslı ve a'mâl-i uhreviyeye {uhrevî amellere} kanaatsiz insan! Bazı
peygamberler gelmişler ki, mahdut birkaç kişiden başka ittibâ edenler olmadığı halde, yine
o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar.” (20. Lem’a / 3. Sebep)
{KORKU VE ŞÖHRET dersinden:
İmam Rabbanî diyor ki: “Hindistan’ı keşfen müşahede ettim, toprağın altında yüzlerce
nebî [*] gördüm, üçten fazla ümmeti olan bulamadım.”
*[Resûl olarak (kitap ve şeriat sahibi) gönderilen zâtların sayısının 313 (ashab-ı Bedir
adedince) olduğu söyleniyor. Nebiler, resûllerin getirdiği hakikatleri toplum
içerisinde canlı tutmak ile vazifelidirler. Bu dönemde mücedditler, âlimler, velîler bu
işi yapıyor. “Ümmetimin âlimleri beni İsrail’in nebîlerine benzer.”]
“Bu kadar hizmetler edildi. Karşılığı bu muydu?” diye vesvese gelebilir. Karşılığı Cenâb-ı
Allah’ın kabulüdür.}
“Demek hüner, kesret-i etbâ' ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlâhîyi kazanmakladır. Sen neci
oluyorsun ki, böyle hırsla "Herkes beni dinlesin?" diye, vazifeni unutup vazife-i İlâhiyeye
karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenâb-ı Hakkın vazifesidir.
Vazifeni yap, Allah'ın vazifesine karışma.” (20. Lem’a / 3. Sebep)
22:58 Üstad Hazretleri Münâcat Risalesi’nin sonunda şöyle diyordu:
“(...) Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma şems ve kameri teshir ettiğin gibi,
Risale-i Nur'a kalbleri ve akılları musahhar kıl.”
Yani bizim elimizden gelen bir şey yok. Tamamen Cenâb-ı Allah’ın meşietine bakıyor.
Biz ise sadece hâli, fiilî veya kavlî dua ediyoruz.
26:24 “Öyleyse, işte ey kardeşlerim! Siz de, size ait olmayan vazifeye harekâtınızı bina
etmekle karışmayınız ve Hâlıkınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız.”
Hareketlerinizi galibiyete ve muvaffakiyete bina etmeyin. Ona bina ederseniz,
Cenâb-ı Allah’ın hikmetini ve meşietini bilmediğiniz için ve belki de muvakkaten size
mağlubiyet tattırabileceği için, “bu olmadı, olmuyor, olmayacak” dersiniz ve hayal
kırıklığı yaşayıp, motivasyon kaybına uğrayabilirsiniz. Neticede hizmetten ve hatta
dinden soğuyabilirsiniz, uzaklaşabilirsiniz.
“Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.” (21. Lem’a / 1. Düstur)
“Esbabın tesiri yok.” (1. Lem’a)
Bunu anlayınca mesele çözülüyor. Birinci Lem’a’da esbabın tesirsizliği anlatılırken,
tesirsiz gösterilen şey, halk:
“Bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları olmazdı.”
(1. Lem’a)
“Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat
yapmak gerektir.” (21. Lem’a / 1. Düstur)
Doğrudan doğruya, yani kalp ibresi şaşırmayarak, gözün aşmayarak ve şaşmayarak,
yalnız Cenâb- Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir. Cenâb-ı Allah’ın razı
olması o kadar büyük bir nimettir ki, nasıl rüyetullah lezzeti Cennet’i unutturur, öyle
de Allah’ın kuluna “kulum senden razıyım” demesi rüyetullah lezzetini unutturur.}
27:49 Üstad Hazretleri tevhidi anlatırken en çok vurguladığı mesele: sebeplerin
tesirsizliği.
“Bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları
olmazdı. Demek esbabın tesiri yok.” (1. Lem’a)
Yunus aleyhisselamın kavmi musibetin gelmekte olduğunu anlayınca “Demek Yunus
hak söylüyormuş, o gerçekten bir peygambermiş, bizim kurtuluşumuz ancak onunla olur,
haydi gidip onu bulalım.” demediler. Tövbe ettiler. Hz. Yunus da o sırada balığın
karnında tövbe ediyordu. Yani iki taraf da Hakka yöneliyordu. Bunun bileşke
noktasında sırr-ı ehadiyet nur-u tevhid içinde inkişaf etti. Çünkü esbabın tesirsizliği
anlaşıldı.