Перейти к содержимому

Derin'in Hikayesi

High Hopes Tv Türkçe

0:00 / 0:00

Derin'in Hikayesi

237 просмотров · 3 недели назад
High Hopes Tv Türkçe
23 подписчика
237 просмотров · 3 недели назад
Benim adım Derin. Çocukken denizin dünyanın sonu olduğunu düşünürdüm. Ufuk çizgisinin arkasında hiçbir şey olmadığına inanırdım. Güneş orada batıyor, dünya orada bitiyordu. Babam bir gün bana, “Ufuk bir çizgi değil,” demişti. “Ona yaklaştıkça senden uzaklaşır.” O zaman anlamamıştım. Yıllar sonra anlayacaktım. Çünkü hayat da böyleydi. Ne kadar yaklaştığımı düşünürsem düşüneyim, ulaşmak istediğim şey hep biraz daha uzakta kalıyordu. On sekiz yaşımda evden ayrıldım. Yanımda iki bavul vardı. Birinde kıyafetlerim, diğerinde hayallerim. Büyük bir şehirde yaşamaya başladım. Bir iş buldum, küçük bir eve taşındım ve kendi hayatımı kurduğuma inandım. Her sabah işe gidiyor, akşam eve dönüyor, hafta sonları arkadaşlarımla buluşuyordum. Herkesin bir planı vardı. Benim de vardı. Bir gün başarılı olacaktım. Bir gün dünyayı gezecektim. Bir gün gerçekten mutlu olacaktım. “Bir gün…” Hayatımın en çok kullandığım kelimesi buydu. Sonra Emir'le tanıştım. Bir kitapçıda karşılaştık. Elindeki kitabı yerine bırakırken bana dönüp, “Bunu okumalısın,” dedi. “Neden?” “Gittiğin halde aklının kaldığı yerler hakkında.” O cümleyi yıllarca unutmadım. Emir'le birlikte gelecek hayalleri kurduk. Denize yakın bir evimiz olacaktı. Küçük bir balkonumuz. Belki bir köpeğimiz. Ben ilk defa geleceği düşünmekten korkmuyordum. Çünkü gelecekte yalnız değildim. Ama bazı insanlar hayatımıza kalmak için girmez. Emir bir gün gitti. Bana uzun bir mesaj bıraktı. Ben ise o mesajın içinde olmayan cümleleri aradım. Bir açıklama. Bir umut. Bir geri dönüş. Bulamadım. Sonraki aylar boyunca kendimi işe verdim. İnsanlardan uzaklaştım. Arkadaşlarımı görmedim. Annem aradığında “İyiyim,” dedim. Oysa değildim. Bir sabah aynaya baktım ve kendime tek bir soru sordum: “Ben ne yapıyorum?” Cevabım yoktu. O gün işten izin aldım. Bir çanta hazırladım. Birkaç kıyafet, bir kitap, eski bir kamera ve çocukluğumdan kalma bir fotoğraf koydum. Sonra otobüse bindim. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece gitmek istiyordum. Saatler sonra küçük bir sahil kasabasında indim. Kimse beni tanımıyordu. Bu his, hayatımda ilk defa özgürlük gibi geldi. Bir pansiyona yerleştim. Ertesi gün sahilde yaşlı bir kadınla tanıştım. Her sabah aynı bankta oturuyordu. Adı Nermin'di. “Kaçıyorsun,” dedi bana. “Hayır,” dedim. “İnsanlar genelde kaçarken böyle der.” Gülümsedim. “Belki sadece yolculuk yapıyorum.” Bana baktı. “Aradaki farkı biliyor musun?” Başımı salladım. “Kaçan insan nereye gitmek istemediğini bilir. Yolculuk yapan insan nereye gitmek istediğini bilmez. Ama yürümeye devam eder.” O cümleyi defterime yazdım. Sonra gerçekten yürümeye devam ettim. Farklı şehirler gördüm. Tanımadığım insanlarla konuştum. Bazen çok param oldu, bazen hiç param kalmadı. Bazen yalnız kaldım. Bazen hiç tanımadığım insanlarla saatlerce güldüm. Ve sonunda bir şey fark ettim. Ben hayatımı değiştirmeye çalışırken hayatımı yaşamayı unutmuştum. Hep bir sonraki şehri düşünüyordum. Bir sonraki işi. Bir sonraki insanı. Bir sonraki hayali. Oysa hayat, vardığım yerde değil, yürüdüğüm yerdeydi. Bir gün defterimi açıp kendime iki soru sordum. “Ben kim olmak istiyorum?” Uzun süre cevap veremedim. Sonra ikinci soruyu yazdım. “Ben zaten kimim?” Bu sorunun cevabı daha kolaydı. Ben denizi seven bir kadındım. Eski şarkıları seviyordum. Yağmurdan sonra sokakların kokusunu seviyordum. İnsanların hikâyelerini dinlemeyi seviyordum. Bazen çok konuşuyor, bazen günlerce yalnız kalmak istiyordum. Çabuk bağlanıyordum. Kolay kırılıyordum. Ama hâlâ umut ediyordum. Belki gerçek ben buydu. Mükemmel olmak zorunda olmayan, her şeyi bilmeyen ama devam eden biri. Aylar sonra eve döndüm. Annem kapıyı açtı ve bana baktı. “Değişmişsin,” dedi. “İyi anlamda mı?” Gülümsedi. “Bilmiyorum.” Ben de güldüm. “Ben de bilmiyorum.” O gece denizin kenarına indim. Ay ışığı suyun üzerinde kırılıyordu. Ayakkabılarımı çıkardım ve kumun üzerinde yürümeye başladım. Çocukken dünyanın ufukta bittiğini düşünürdüm. Şimdi biliyorum. Dünya orada bitmiyor. Sadece gözlerimizin görebildiği yer bitiyor. Ve belki hayat da böyle. Her şeyi bilmek zorunda değiliz. Nereye gittiğimizi bilmeden de yürüyebiliriz. Bazı insanlar gider. Bazı hayaller gerçekleşmez. Bazı yollar bizi beklediğimiz yere götürmez. Ama bu, yolculuğun başarısız olduğu anlamına gelmez. Çünkü bazen asıl değişen, vardığımız yer değil, yolda dönüşen kişidir. Ben artık bir yere ulaşmak için acele etmiyorum. Ben sadece yaşamak istiyorum. Bazen korkarak. Bazen yalnız. Bazen yanlış. Ama kendim olarak. Ben Derin. Ve hâlâ yoldayım. Nereye gittiğimi bilmiyorum. Ama artık bunu bilmemek beni korkutmuyor. Çünkü belki de hayatın en güzel tarafı budur: Hikâyenin sonunu bilmeden devam edebilmek. Ve yarın geldiğinde, yeniden başlayabileceğine inanmak.