Neruda’dan Füruğ’a Aşkın En Güzel Dizeleri | Sevda Şiirleriyle Şiirle Yolculuk
Sercem TV
0:00 / 0:00
Neruda’dan Füruğ’a Aşkın En Güzel Dizeleri | Sevda Şiirleriyle Şiirle Yolculuk
221 просмотр · 19 часов назад
Sercem TV
1,47 тыс. подписчиков
221 просмотр · 19 часов назад
Şiirle Yolculuk’ta Özgün Enver Bulut, Doğu ve Batı edebiyatının unutulmaz sevda şiirlerini okuyor; şairlerin yaşamlarını ve dizelerin ardındaki aşk hikâyelerini anlatıyor.
Aşk nedir? İnsanı iyileştiren bir duygu mu, yoksa aynı anda hem sessizlik hem de kargaşa yaratan bir hâl mi? Şiirle Yolculuk’un bu bölümünde rota sevdaya düşüyor; Doğu ve Batı edebiyatının unutulmaz aşk şiirleri, şairlerin yaşamları ve şiirlerin ardındaki hikâyeler konuşuluyor.
Şairlerin dizelerinde “çok sevmek” bir yarış değil; içten gelen bir söz, bir titreşim ve insanın bütün varlığıyla yaşadığı bir duygu olarak karşımıza çıkıyor. Programda şiirin iki büyük damarından biri olan sevda, kavga ve direnişle kurduğu bağ üzerinden de değerlendiriliyor. Çünkü dünyanın en büyük şairleri yalnızca aşktan değil, haksızlığa ve barbarlığa karşı verilen mücadeleden de söz ediyor.
Yolculuk, klasik Doğu edebiyatının sevda anlayışıyla başlıyor. Mevlânâ ve Hâfız’ın maşuka ulaşmak, özlem, ayrılık ve karşılıksız aşk üzerine kurduğu dizeler ele alınıyor. Birinin geçen her günü sevgiliye yaklaşmak, diğerinin ise sevgiliden uzaklaşmak olarak görmesi üzerinden aşkın farklı yüzleri anlatılıyor.
Kürt edebiyatının en önemli isimlerinden Ahmedê Xanî’nin “Mem û Zîn” eseri de programın merkezinde yer alıyor. Mem ile Zîn’in kavuşamayan sevdası yalnızca iki insanın aşkı olarak değil; Kürt coğrafyasının yaşamını, geleneklerini, inançlarını ve kederini taşıyan büyük bir destan olarak değerlendiriliyor. Mem, Zîn, Tacdîn ve Sitî üzerinden aşkın tutkusu, acısı ve fedakârlığı konuşuluyor.
Fuzûlî’nin “Leylâ ve Mecnun”u ise aşkın insanı kendinden geçirerek başka bir varoluşa taşıyan gücüyle ele alınıyor. Kays’ın Leylâ’ya duyduğu sevda uğruna Mecnun’a dönüşmesi, çöle düşmesi ve sevdiğini herkesin gördüğünden farklı görmesi anlatılıyor. Mecnun’un “Siz Leylâ’ya benim gözümle bakmıyorsunuz” düşüncesi üzerinden aşkın kişiye özgü ve tarif edilmesi güç hâli yorumlanıyor.
Dünya şiirinin en güçlü isimlerinden Pablo Neruda’nın “Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı” kitabı da bölümün önemli duraklarından biri. Sait Maden’in Türkçeye kazandırdığı eserde aşkın tutku, özlem, ayrılık ve unutma hâlleri konuşuluyor. Neruda’nın aşk şiirlerindeki kadın imgeleri ile “Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim” şiirinin ardındaki duygu dünyası ele alınıyor.
Antonio Skármeta’nın “Neruda’nın Postacısı” eserinden sinemaya uyarlanan hikâye üzerinden şiirin okurla kurduğu ilişkiye de değiniliyor. Postacının Neruda’nın dizelerini sevdiği kadına ulaşmak için kullanması, “Şiir yazanın değil, kullananındır” sözüyle birlikte değerlendiriliyor. Bir şairin yazdığı dizelerin başka bir insanın aşkına, heyecanına ve hayatına nasıl karışabildiği anlatılıyor.
Özdemir Asaf’ın “Lavinia” şiiri ve şiirin ardındaki gizemli kadın da programda konuşuluyor. Gitmek ile kalmak, söylemek ile susmak arasındaki gerilim; şairin adını gizlediği sevgiliye yönelttiği kırılgan çağrı üzerinden ele alınıyor. Özdemir Asaf’ın aşkı aynı anda hem hastalığa hem de sağlığa benzeten dizeleri, sevdanın insan bedeninde ve ruhunda yarattığı değişimle birlikte yorumlanıyor.
İran şiirinin güçlü ve isyankâr sesi Füruğ Ferruhzad’ın yaşamı, aşkları ve şiirindeki dönüşüm de bölümün en çarpıcı başlıklarından biri. Ailesine, evliliğin sınırlarına, erkek egemen sanat dünyasına ve toplumun kadınlara biçtiği rollere başkaldıran Füruğ’un şiirinde aşk; yara, yeniden doğuş, yalnızlık ve özgürleşmeyle iç içe geçiyor.
Nazan Kesal’ın sahnelediği “Yaralarım Aşktandır” oyununa da değinilen programda, Füruğ Ferruhzad’ın “Yeniden Doğuş” şiiri üzerinden kadın olmanın, sevilmenin, terk edilmenin ve yeniden ayağa kalkmanın anlamı konuşuluyor. Şairin yaşamındaki İbrahim Gülistan dönemi ve oğlundan ayrı bırakılmasının yarattığı derin acı da şiirindeki değişimin parçaları olarak ele alınıyor.
Aşkın mitolojik boyutu, Hârût ile Mârût’un Zühre’ye duyduğu sevda üzerinden anlatılıyor. Babil’e gönderilen iki meleğin Zühre’nin güzelliği karşısında sırlarını paylaşması ve Zühre’nin gökyüzünün en parlak yıldızına dönüşmesi, aşkın aklı ve iradeyi aşan gücünün simgesel bir anlatısı olarak yorumlanıyor.
Fransız şair Louis Aragon’un Elsa Triolet’ye yazdığı şiirler ise aşk, kadın ve faşizme karşı mücadele arasındaki ilişki üzerinden değerlendiriliyor. “Elsa’nın Gözleri” ve “Elsa’nın Mecnunu”nda sevilen kadın yalnızca bir aşkın öznesi değil; insanı dönüştüren, özgürleştiren ve dünyaya karşı dirençli kılan bir güç olarak karşımıza çıkıyor.
Mevlânâ’dan Hâfız’a, Ahmedê Xanî’den Fuzûlî’ye, Pablo Neruda’dan Özdemir Asaf’a, Füruğ Ferruhzad’dan Louis Aragon’a uzanan bu bölümde aşkın şiirdeki farklı hâlleri anlatılıyor.
Çünkü sevdasız bir yaşam bayat bir ekmek, amaçsız ve düşsüz bir yolculuk gibidir.
🔔 Sercem TV’ye abone olmayı, bildirimleri açmayı, videomuzu beğenmeyi ve yorumlarınızla katkı sunmayı unutmayın.
📡15 Ağustos Cumartesi 2026'dan itibaren güncel frekans bilgilerimiz:
• Uydu: Türksat 6A
• Frekans: 12111 MHz
• Sembol: 27500
• Polarizasyon: Dikey (V)