İşaratül-İcaz 29. Ders - Felaha erenler | Prof Dr Şadi Eren
Nur Penceresi
0:00 / 0:00
İşaratül-İcaz 29. Ders - Felaha erenler | Prof Dr Şadi Eren
765 просмотров · 1 день назад
Nur Penceresi
357 тыс. подписчиков
765 просмотров · 1 день назад
Hizmetlerimize katkı sağlamak için bu kanala katılın:
/ @nurpenceresi
“İşte onlar Rablerinden bir hidâyet üzeredir ve felaha erenler de işte yine onlardır .”
(Bakara, 5)
Bil ki: Âyette nüktelerin parıldadığı yerler:
Bunun öncesiyle nazmı.
اُو۬لٰٓئِكَ "İşte onlar" ifadesindeki hisse hitap ediş, ayrıca ondaki uzaklık manası.
عَلَى "Üzere" deki yükseklik.
هُدًى "Bir hidâyet" kelimesinin elif-lâmsız gelişi.
مِنْ "…den" lafzı.
رَبِّهِمْ "Rableri" ifadesindeki terbiye.
Âyetin (bu kısmının öncesiyle) nazmına gelince:
Bil ki: Bu âyet öncesiyle bir kısım münasebet çizgileriyle irtibat hâlindedir. Bunlardan biri istinaf cümlesi olması, yani üç mukadder suale cevap olarak gelmesidir:
1- Misalle ilgili sual. Bazı şahıslar için hidâyet olmak Kur’ânın şanından olduğunu ve bu hidâyet sebebiyle bu şahısların da bazı vasıflar ile muttasıf olmaları beklendiğini duyduktan sonra, sanki muhatap onları bilfiil bu vasıflara bürünmüş, hidâyet koltuklarına yaslanmış bir şekilde görmek istedi. Kur’ân, “İşte onlar Rablerinden bir hidâyet üzeredir.” diyerek onları muhataba göstermek sûretiyle cevap verdi.
2- İllet, yani sebeple ilgili sual.
Sual eden sanki şöyle diyor: "Bunların ne meziyeti vardı ki hidâyete layık oldular, o hidâyet başkalarına değil de bunlara verildi?" Kur’ân şöyle cevap verdi: "Bunlar, şu şu vasıfların kendilerinde imtizaç ve içtima ettiği kimselerdir. Eğer dikkat etsen bu kimseler elbette hidâyet nuruna layıktırlar."
"Eğer desen: Önceki tafsilatlı anlatım, «İşte onlar» ifadesindeki mücmel illete nisbetle daha açık değil midir?
El-cevap: Bazen icmal tafsilden daha açık olur. Hassaten matlup mecmuundan meydana geliyorsa... Çünkü
muhatabın zihninin cüz'iliği,
tafsilin parçalarındaki tedrici anlatım,
bunların arasına unutkanlık girebilmesi
ve illetin o parçaların mezcinden tecelli etmesi gibi sebeplerle, bazen illetin meydana gelişi anlaşılmayabilir.
İşte اُو۬لٰٓئِكَ deki imtizaç gayesiyle yapılan icmal, illeti göstermede daha açıktır.
3- Hidâyetin neticesi ve semeresinden, ondaki nimet ve lezzetten sual. Sanki muhatap şöyle diyor: “Hidâyetteki lezzet ve nimet nedir?” Kur’ân ise şu cevabı veriyor: “Hidâyette saadet-i dareyn (dünya ve âhiret saadeti) vardır. Yani, hidâyetin neticesi bizzât kendisidir ve meyvesi biaynihi hidâyettir.
Çünkü o, bizatihi çok büyük bir nimettir ve vicdanî bir lezzettir. Hatta dalâlet ruhun cehennemi olması gibi, hidâyet de ruhun cennetidir. Bir de ayrıca âhirette felahı netice verir.”
deki hisse hitap ediş, bu kadar çok vasıflarla anlatımın zihinde tecessüme, akılda hazır olmaya, hayalde görülmeye bir sebep olduğuna işarettir. Böylece onların ahd-i zihnî ile bilinmelerinden ahd-i hâricî ile bilinmelerine bir kapı açılır. Ahd-i hâricîden onların imtiyazına intikal edilir ve nev’-i beşer içinde onların parıldalamalarına bakılır. Sanki başını kaldırıp gözlerini açan herkese ancak bunlar görülecektir.
deki uzaklık cümlede yakın olmalarıyla beraber onların rütbelerinin yüksekliğine işarettir. Çünkü uzaktakilere bakan kimse, ancak kametçe en uzun olanlarını görür. Bununla beraber zaman ve mekân cihetiyle olan uzaklığın hakikî olması, belâğatin hakkını verme noktasında daha da uygundur.
Çünkü şu âyet inerken, asr-ı saadetin bu âyeti zikreden bir dil olması gibi, gelecekteki bütün asırlar da bunu zikreden birer dildir. Bu durumda, âyet sonraki asırdakilere işaret ederken sanki o zaman nazil oluyormuş gibi gençtir, tazedir. Yoksa nazil olmuş da onların hâlleri hikâye ediliyor değildir.
Böylece اُو۬لٰٓئِكَ ile işaret olunan saff-ı evveldekiler uzaktan görünürler. Uzak olmakla beraber görülmelerinden, onların azameti ve ulvî rütbeleri bilinir.
“Üzere” lafzı.
Bil ki: Eşya arasındaki münasebet sırrı, aynaların birbirinde görülmesi gibi, ekser şeyleri bu şunda ve şu bunda görülür kılmıştır. Nasıl ki küçük bir cam parçası sana geniş bir sahrayı gösterir,
onun gibi
-bir tek kelime uzun bir hayali sana hatırlatır,
-kelâmın parçaları senin gözünün önünde acip bir hikâyeyi temessül ettirir,
-bir kelâm senin zihnini misalî olan âlem-i misalde cevelan ettirir.
Mesela “mübareze etti” lafzı seni harp meydanına götürür. Âyette geçen “semere” yani meyve lafzı sana cennet kapısını açar ve hakeza kıyas et. İşte buradaki عَلَى lafzı da zihin için temsîli bir üslûba pencere gibidir. Şöyle ki:
Kur’ân’ın hidâyeti, üzerine binip de sırat-ı müstakimde kemâlât arşına doğru yol almaları için Allah’ın mü’minlere hediye ettiği bir burak-ı ilâhidir.
...
Vesile Olan Yapan Gibidir! Beğenip Paylaşarak destek olabilirsiniz...
Youtube Sayfalarımız:
╚► / sorularlaislamiyet
╚► / nurpenceresi
╚► / feyyaztv
╚► / feyyazcocuk
İnternet Sitelerimiz:
╚► https://sorularlaislamiyet.com/
╚► https://sorularlarisale.com/
╚► https://feyyaz.tv/
╚► https://feyyazcocuk.com/
╚► https://kuran-ikerim.org/
╚► https://binbirhatim.com/