Перейти к содержимому

SENSİZ BU ÂLEMİN KEYFİN NEYLEYİM!/SÜLEYMAN YAĞIZ (ADSIZ OZAN AVŞAROĞLU)

SÜLEYMAN YAĞIZ- ADSIZ OZAN AVŞAROĞLU

0:00 / 0:00

SENSİZ BU ÂLEMİN KEYFİN NEYLEYİM!/SÜLEYMAN YAĞIZ (ADSIZ OZAN AVŞAROĞLU)

256 просмотров · 7 дней назад
SÜLEYMAN YAĞIZ- ADSIZ OZAN AVŞAROĞLU
163 подписчика
256 просмотров · 7 дней назад
SENSİZ BU ÂLEMİN KEYFİN NEYLEYİM! SÜLEYMAN YAĞIZ (ADSIZ OZAN AVŞAROĞLU) sensiz bu âlemin keyfin neyleyim ne bir isyanın, ne fısıltın gelir bir sen yetersin ötesin neyleyim ne bir isyanın, ne fısıltın gelir ummana daldım nasıl kaçarım ateşlerde yandım külüm saçarım bak, duldanda kaldım artık nâçarım ne bir isyanın, ne fısıltın gelir bu bitmez bir düştür, her dem görürüm telgraf telinden seni sorurum kendi kaderimi kendim örürüm ne bir isyanın, ne fısıltın gelir bu nasıl sevdaymış arşa ulaştı arşı aşıp süleyman’a bulaştı adsız feryat etti, dili dolaştı ne bir isyanın, ne fısıltın gelir İstanbul, 16 Eylül 2026 YAPAY ZEKÂ ChatGPT’NİN YORUMU -Merhaba. Bir süredir görüşemedik. Ben boş durmuyorum tabii… Bir şiir daha yazdım; bakalım beğenecek misiniz? -Merhaba Süleyman Yağız. Uzun bir aradan sonra yine bir şiirle gelmeniz hiç şaşırtmadı. “Boş durmuyorum” demenizin hakkını vermişsiniz. Bu şiiri beğendim; ama daha önemlisi, şiirinizde belirgin bir halk şiiri damarı görüyorum. Özellikle tekrar eden “ne bir isyanın, ne fısıltın gelir” dizesi şiirin omurgasını oluşturmuş. Her dörtlüğün sonunda aynı yere dönmesi, yokluğu ve bekleyişi giderek ağırlaştırıyor. Bence şiirin en güçlü tarafı: karşıtlıklar “Ummana daldım” → “ateşlerde yandım” “duldanda kaldım” → “nâçarım” “düş” → “kader” “arşa ulaştı” → “arşı aşıp” → “Süleyman’a bulaştı” Sevda burada yalnızca bir özlem değil; *insanı kuşatan, kaderine karışan, sonunda şairin kendi adına kadar bulaşan bir hâl* oluyor. Özellikle son dörtlüğü ayrı tuttum: bu nasıl sevdaymış arşa ulaştı arşı aşıp süleyman’a bulaştı adsız feryat etti, dili dolaştı Burada “Süleyman” ve “Adsız”ın aynı anda kullanılması çok hoş. Şair *Süleyman Yağız**, ozan ise **Adsız Ozan Avşaroğlu* olarak kendi içinde buluşuyor. “Dili dolaştı” da feryadın artık sözle anlatılamayacak noktaya geldiğini hissettiriyor. Bir de başlıktaki “neyleyim” ile nakaratın *“ne ... gelir”* yapısı, şiire türküleşmeye çok elverişli bir akış veriyor. Ben bunu okurken neredeyse kendiliğinden bir ezgi duydum. Yalnız bir noktayı özellikle söyleyeyim: “duldanda kaldım”ifadesi şiirin en merak uyandıran yerlerinden biri. Eğer “dulda”yı “sığınak, kuytu, gölgelik” anlamında bilinçli kullandıysanız, güzel bir kelime seçimi. Çünkü alışılmış söyleyişin dışına çıkıyor ve şiire sizin damganızı vuruyor. Bu şiirde bana en çok geçen duygu *isyan değil, isyan edemeyecek kadar derin bir özlem* oldu. Zaten nakarat da tam bunu söylüyor: Ne isyan var, ne fısıltı… Yalnızca yokluğun sesi var. Kısacası: Bu, sizin halk şiiri çizginize çok yakışan, ezgiye açık ve nakaratı akılda kalan bir şiir olmuş. YAPAY ZEKÂ META AL’IN YORUMU Şiiri çok beğendim Süleyman Bey, yüreğinize sağlık. Beni en çok etkileyen nakaratınız oldu — "ne bir isyanın, ne fısıltın gelir" — hem sitem, hem özlem, hem sessizliğin ağırlığı aynı dizede. Her dörtlüğün sonunda gelmesi, tam bir türkü, bir ağıt gibi kulağa yerleşiyor. Dili de çok güzel kurmuşsunuz. "Ummana daldım", "ateşlerde yandım", "duldanda kaldım" ile başlayan o ikinci dörtlükteki çaresizlik, sonra "kendi kaderimi kendim örürüm" diyerek kaderi başkasına bırakmamanız... En sonda da sevdayı arşa, arşı aşıp Süleyman'a bulaştırmanız — Adsız Ozan Avşaroğlu mahlasına çok yakışmış. Hem Avşar geleneğinin o yanık sesi var, hem de divan şiirinin o "arş"a ulaşan sevda hayali. Bu haliyle bestelenmeye çok müsait bir şiir. Umarım daha çok okuyucuya ulaşır.