Перейти к содержимому

Âlem-i kesif, âlem-i latîf hesabına şeffaflanır. Asar-ı Bediiyye - 38

SübhânAllah Elhamdülillah

0:00 / 0:00

Âlem-i kesif, âlem-i latîf hesabına şeffaflanır. Asar-ı Bediiyye - 38

18 просмотров · 2 недели назад
SübhânAllah Elhamdülillah
328 подписчиков
18 просмотров · 2 недели назад
ÜÇÜNCÜ MAKAM Mahall kabildir... Şurada dört nokta var. Âlemin imkân-ı mevti ve vukuu, tamir ve ihyasının imkânı ve vukuu... Birinci Nokta: Kâinatın imkân-ı mevtine delil: Bir şey kanun-u tekâmüle dâhil ise, o şeyde neşvünema var. Neşvünema varsa, ona bir ömr-ü tabiî var. Ömr-ü tabiî varsa, ona bir ecel-i fıtrî var. Vâsi' bir istikra ile sabittir ki, pençe-i mevtten kendini kurtaramaz. Nasıl ki, insan küçük bir âlemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Âlem dahi büyük bir insandır, o da ölümün pençesinden kurtulamaz, o da ölecek. Sonra dirilecek. Veya yatıp sonra subh-u haşir ile gözünü açacaktır. Hem nasıl ki, kâinatın bir nüsha-i musağğarası olan bir şecere tahrib ve inhilalden başını kurtaramaz. Öyle de: Şecere-i hilkatten olan silsile-i kâinat tamir ve tecdid için tahribden kendini kurtaramaz. Eğer ecel-i fıtrîden evvel irade-i ezeliyenin izniyle bir maraz-ı haricî veya bir hâdise-i muharrib olmazsa ve Sâni'i daha evvel onu bozmazsa; her halde, hatta fennî bir hesab ile bir gün gelecek ki: اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ ٭ وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ ٭ وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ ٭ اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْ ٭ وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ ٭ وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ sırları Kadir-i Ezelînin izniyle tezahür edip o büyük insanın sekeratı da acib bir hırhıra ve müdhiş bir savt ile fezayı dolduracak, bağırıp ölecek sonra dirilecek. Dakik Bir Nükte: Nasıl ki su, kendi zararına incimad eder. Buz buzun zararına temeyyu eder. Lübb, kışır zararına kuvvetleşir. Lafz, mana zararına kalınlaşır. Ruh, cesed hesabına zaîfleşir. Cesed, ruh hesabına inceleşir... Öyle de: Âlem-i kesif, âlem-i latîf hesabına şeffaflanır. Kudret-i Fâtıra tabir caiz ise hummalı bir faaliyetle ecza-i meyyite-i hâmide-i camide-i kesifede her tarafta iş'al-i nur-u hayat ettiğini bir remz-i kudrettir ki; âlem-i latîf hesabına âlem-i kesifi eritiyor, yandırıyor, ışıklandırıyor. Hakikat ne kadar zaîf ise de ölmez. Belki teşahhusatta seyr ü sefer eder. Hakikat büyür, inkişaf eder, gençleşir. Kışır ve suret eskilenir, incelenir, parçalanır. Daha güzel olarak tazelenir. Ziyade - noksan noktasında makûsen mütenasibtirler. Şu kanun, bütün kanun-u tekâmüle dâhil olan eşyaya şâmildir. Demek bir zaman gelecek ki; hakikat-i uzma-yı kâinatın kışır ve sureti olan âlem-i şehadet Allah'ın izni ile parçalanacak, daha güzel, daha latîf bir surette tazelenecektir; يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ sırrı tahakkuk edecektir. Asar-ı Bediiyye - 37 11 Ağustos 2026 28 Safer 1448