ZERRİN ARBAŞ; Doğduğu Gün Annesini, Ardından Babasını, 5 Gün Sonra Biricik Kızını Kaybetti.
MegaSinn
0:00 / 0:00
ZERRİN ARBAŞ; Doğduğu Gün Annesini, Ardından Babasını, 5 Gün Sonra Biricik Kızını Kaybetti.
12 690 просмотров · 3 мес. назад
MegaSinn
289 тыс. подписчиков
12 690 просмотров · 3 мес. назад
Bazı hayatlar daha ilk nefeste sınanır. Zerrin Arbaş'ın hikayesi de işte böyle başladı. Dünyaya gözlerini açtığı gün annesini kaybetti. Henüz bir bebekken hayat ona en ağır darbelerden birini vurdu. Ama bu sadece başlangıçtı. Yıllar sonra Türkiye'nin en güzel kadınlarından biri olacak, Yeşilçam'ın unutulmaz oyuncuları arasında yer alacak, milyonların sevgisini kazanacaktı. Önce yıllarca ayrı kaldığı babasına kavuştu, ardından büyük aşkları yaşadı, sinemanın zirvesine çıktı.Fakat kader onun peşini hiç bırakmayacaktı. hayatının en büyük sınavı, çok sevdiği kızı Derya Arbaş'ı kaybettiğinde gelecekti. Bu hikayede doğumla başlayan acıların, başarıların, aşkların ve unutulmaz bir sanat yolculuğunun öyküsünü izleyeceksiniz.
16 Aralık 1946 tarihinde, sanatın ve kültürün kalbi sayılan Paris'te bir kız çocuğu dünyaya geldi. Onun adı Zerrin olacaktı. Babası, Türk resim sanatının önemli isimlerinden ressam Avni Arbaş'tı. Fransız hükümetinin verdiği burs sayesinde Paris'te bulunan sanatçı, kariyerinin en önemli dönemlerinden birini yaşıyordu. Fakat kızının doğumu, aile için mutlulukla birlikte büyük bir acıyı da beraberinde getirdi.
Zerrin dünyaya geldikten kısa süre sonra annesi yaşamını yitirdi.
Henüz 26 yaşında olan annesi, doğum sırasında yaşadığı komplikasyonlar ve kalp yetmezliği nedeniyle hayata veda etmişti. Daha gözlerini yeni açan küçük bebek, annesinin yüzünü hiç göremeden yetim kaldı.
Acılı baba Avni Arbaş, kaybettiği eşinin adını kızına verdi. Böylece annesinin hatırası, küçük Zerrin'in adıyla yaşamaya devam edecekti.
Ancak Paris'te tek başına bir bebeğe bakmak kolay değildi. Ressamlık kariyerini sürdürmeye çalışan Avni Arbaş, kızının daha güvenli ve düzenli bir ortamda büyümesini istedi. Bunun üzerine küçük Zerrin Türkiye'ye gönderildi.
İstanbul'da anneannesi ve dedesinin yanında büyüdü. Anne sevgisinden mahrum büyüse de anneannesi ve dedesi ona büyük bir şefkatle yaklaştılar. Onun eğitimine, sanatla iç içe yetişmesine ve hayata sağlam adımlarla hazırlanmasına büyük önem verdiler.
küçük Zerrin'in yeteneği fark edildiğinde henüz beş yaşındaydı.
Onun için bale eğitimi alınmasına karar verildi.
İlk derslerini Taksim Halkevi'nde veren Madam Olga'nın yanında aldı. Yıllar sonra bu dönemi şöyle anlatacaktı:
"Beni anneannem ve dedem yetiştirdi. Anneannemin yeğeni Bolşoy Balesi'nde balerindi. O yüzden beş yaşındayken baleye başladım. Madam Olga'nın Taksim Halkevi'ndeki derslerine giderdim. Ondan sonra asıl bale eğitimimi 1952'de İstanbul Konservatuvarı'nda aldım."
Bale onun hayatındaki ilk büyük tutku olmuştu.
15 yaşında İstanbul Konservatuvarı Bale Bölümü'nden mezun oldu.
Aynı dönemde eğitim hayatını da aksatmıyordu.
İstanbul'un köklü eğitim kurumlarından biri olan Avusturya Lisesi'nde öğrenim görüyordu. Ailesi özellikle yabancı dil öğrenmesine önem veriyordu. Bu nedenle Almanca eğitimi onun yetişme sürecinin önemli parçalarından biri haline geldi.
zamanla Zerrin Arbaş'ın ilgisi yalnızca dansla sınırlı kalmadı.
Sahnenin büyüsü onu başka bir yöne doğru çekmeye başlamıştı.
Balenin disiplinli dünyasından tiyatronun duygularla dolu evrenine geçiş yapmak istiyordu.
1963 yılında İstanbul Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'ne kaydoldu.
burada yalnızca oyunculuk eğitimi almakla kalmayacak, Türk tiyatrosunun ve edebiyatının en önemli isimlerinden ders alma fırsatı bulacaktı.
Yıldız Kenter...
Melih Cevdet Anday...
Ahmet Kutsi Tecer...
Onun hocaları arasındaydı.
Böylesine güçlü isimlerin öğrencisi olmak, genç sanatçının ufkunu genişletti.
Ancak bütün bu başarıların ve sanat yolculuğunun arkasında hep eksik kalan bir şey vardı.
Babası.
Doğduğu günden itibaren ayrı büyüdüğü, yalnızca ismini bildiği babası.
Çocukluk yıllarında anneannesi ve dedesinin sevgisiyle büyümüş olsa da öz babasını tanıma fırsatı bulamamıştı.
Hayatının en önemli karşılaşmalarından biri ise yıllar sonra gerçekleşecekti.
Zerrin Arbaş, babası Avni Arbaş'ı ancak 22 yaşına geldiğinde gerçek anlamda tanıyabildi.
Bir ressam olarak dünyada tanınan, sanat çevrelerinde saygı gören bu adam, onun için aynı zamanda yıllarca uzakta kalmış bir babaydı.
Bu karşılaşma yalnızca bir baba-kız buluşması değil; geçmişte eksik kalan duyguların, cevap bekleyen soruların ve yıllarca kurulmayı bekleyen bağların da başlangıcı olacaktı.
Yıllar sonra verdiği bir röportajda bu süreci şöyle anlatacaktı:
"Babam otuz sene Paris'teydi. Büyük annemle büyük babamla geçirdim çünkü annem doğumda vefat etmişti. Ben altı aylıkken babam beni İstanbul'a yollamış. Ben de büyük annem ve büyük babamla yetiştim. Amerika'ya gittikten sonra eşim dedi ki artık babanı görme zamanın geldi senin. Beni Paris'e yolladı. Böylece ben de 22 yaşındayken, ki o zaman Derya da doğmuştu, o da altı aylıktı o sıralarda, o şekilde ben babamın karşısına çıktım. Ona bir sürpriz yaptım. Ertesi sene babam Los Angeles'a geldi.
#yeşilçam #film #ünlüler #magazin #nostalji #sonbölüm #80ler #90lar