Atomların Gizli Görevi ve DNA: Dağılan Zerreler Ahirette Nasıl Toplanacak?
YeniAsya Beylikdüzü
0:00 / 0:00
Atomların Gizli Görevi ve DNA: Dağılan Zerreler Ahirette Nasıl Toplanacak?
398 просмотров · 9 дн. назад
YeniAsya Beylikdüzü
2,39 тыс. подписчиков
398 просмотров · 9 дн. назад
Bu hakikatlerden ve derslerimizden haberdar olmak için kanalımıza abone olun\! / @yeniasyabeylikduzu
sub_confirmation=1"
Konu:
YİRMİ DOKUZUNCU SÖZ-12
BEKA-İ RUH VE MELÂİKE VE HAŞRE DAİRDİR.-Devam
00:00 – Jenerik (Kalpler Ancak Allah'ı Anmakla Huzur Bulur)
00:58 – Programa Giriş: 29. Söz'ün 2. Maksadının 2. Esası (10. Medar)
02:11 – Risale Okuması: Zerrelerin Hikmetle ve İntizamla Sevki
04:04 – Atom ve Zerrelerin Vücut Hücrelerine Rızık Olarak Yönlendirilmesi
06:06 – Sebeplerin, Tabiatın ve Tesadüfün Zerrelerin Vazifesine Karışamaması
09:36 – Mimar Sinan ve Süleymaniye Camisi Örneği (Mermer Taşının Teşekkülü ve Hikmeti)
12:00 – Zerrelerin, Sonsuz Hikmet Sahibi Bir Hakîm'in Emriyle Hareketi
13:36 – Tevfik'in Göz Bebeği Örneği ve Rızık Takdiri
15:00 – Her Zerrenin Alnında Rızık Yazılı Olması ve Neşe-i Uhra (Ahiret Dirilişi)
17:00 – Zerrelerden Gezegenlere, Yıldızlara ve Güneşlere Kadar Âlemdeki İntizam, Sonsuz Bir Kudretin Tasarrufunu İspat Eder
21:47 – Ayet İzahı: Yâsin Suresi 79. Ayet (İlk Yaratan Ahirette de Diriltecektir)
22:24 – Ayet İzahı: Rûm Suresi 27. Ayet (İkinci Dirilişin Kolaylığı)
23:02 – Dağılan Tabur Askerlerinin Boru Sesiyle Toplanması Örneği
23:44 – Acbü'z-Zeneb, Temel Zerreler ve DNA / Kodlama Hakikati
30:39 – Fussilet Suresi 46. Ayet ve Kıyas-ı Adlî (İlahi Adalet ve Haşrin Gerekliliği)
32:40 – Dünyadaki Zalim ve Mazlum Dengesi ile Ebedi Mahkemenin İktizası
35:20 – Kainattaki Fıtrî Adalet ve İnsan Müdahalesi
38:58 – Dünya Hayatının İnsanın Kabiliyetlerine Dar Gelmesi
40:03 – Esma-i Hüsna’nın (Hakîm, Rahîm, Hafîz, Âdil) Haşri ve Ebedi Saadeti Gerektirmesi
45:40 – 2. Esasın Özeti ve Gelecek Bölüm (3. Esas: Fail Muktedir midir?) Hakkında Kapanış
اَعوُذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ - بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
تَنَزَّلُ الْمَلٰۤئِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ (“Allah’ın rahmetinden kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle yeryüzüne inerler.” Kadir Suresi: 4.)
قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبِّى (“De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir.” İsra Suresi: 85.)
Şu makam, iki maksad-ı esas ile bir Mukaddimeden ibarettir.
…
İşte, o zerrattan hangi zerreye bir nazar-ı hikmetle baksan göreceksin ki, basîrâne, muntazamâne, semîâne, alîmâne sevk olunan o zerreye, kör ittifak, kanunsuz tesadüf, sağır tabiat, şuursuz esbap, hiç ona karışamaz. Çünkü, her birisi unsur-u muhitten tut, tâ beden hüceyresine kadar hangi tavra girmiş ise, o tavrın kavanin-i muayyenesi ile güya ihtiyaren amel ediyor, muntazaman giriyor. Hangi tabakaya sefer etmiş ise, öyle muntazam adım atıyor ki, bilbedahe bir Saik-i Hakîm’in emriyle gidiyor gibi görünüyor. İşte, böyle muntazam tavırdan tavra, tabakadan tabakaya, git gide hedef-i maksadından ayrılmayarak, tâ makam-ı lâyığına, meselâ Tevfik’in göz bebeğine emr-i Rabbanî ile girer, oturur, çalışır.
İşte bu halde, yani erzaktaki tecellî-i rububiyet gösteriyor ki, iptidâ o zerreler muayyen idiler, muvazzaf idiler, o makamlar için namzet idiler. Güya herbirisinin alnında ve cephesinde “Filân hücrenin rızkı olacak” yazılı gibi bir intizamın vücudu, her adamın alnında kalem-i kader ile rızkı yazılı olduğuna ve rızkı üstünde isminin yazılı olmasına işaret eder.
Acaba mümkün müdür ki, bu derece nihayetsiz bir kudret ve muhit bir hikmet ile rububiyet eden ve zerrattan tâ seyyarata kadar bütün mevcudatı kabza-i tasarrufunda tutmuş ve intizam ve mizan dairesinde döndüren Sâni-i Zülcelâl, neş’e-i uhrayı yapmasın veya yapamasın?
İşte, çok ayat-ı Kur’âniye, şu hikmetli neş’e-i ulâyı nazar-ı beşere vaz ediyor; haşir ve kıyametteki neş’e-i uhrayı ona temsil ederek, istib’âdı izale eder.
Der: قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِىۤ اَنْشَاَهَاۤ اَوَّلَ مَرَّةٍ (Yâsin Suresi: 79.) Yani, “Sizi hiçten bu derece hikmetli bir surette kim inşa etmiş ise, odur ki sizi ahirette diriltecektir.”
Hem der ki: وَهُوَ الَّذِى يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِ (Rum Suresi: 27.) Yani, “Sizin haşirde iadeniz, dirilmeniz, dünyadaki hilkatinizden daha kolay, daha rahattır.”
Nasıl ki bir taburun askerleri, istirahat için dağılsa, sonra bir boru ile çağırılsa, kolay bir surette tabur bayrağı altında toplanmaları, yeniden bir tabur teşkil etmekten çok kolay ve çok rahattır; öyle de, bir bedende birbiriyle imtizaç ile ünsiyet ve münasebet peyda eden zerrat-ı esasiye, Hazret-i İsrafil Aleyhisselâmın Sur’u ile Hâlık-ı Zülcelâl’in emrine “Lebbeyk” demeleri ve toplanmaları, aklen birinci icattan daha kolay, daha mümkündür. Hem bütün zerrelerin toplanmaları belki lâzım değil; nüveler ve tohumlar hükmünde olan ve hadiste acbüzzeneb (Buharî, Tefsir: 39; Müslim, Fiten: 141-143; Ebu Davud, Sünnet: 22; İbn-i Mâce, Züht: 32.) tabir edilen ecza-i esasiye ve zerrat-ı asliye, ikinci neş’e için kâfi bir esastır, temeldir. Sâni-i Hakîm, beden-i insanîyi onların üstünde bina eder.
Üçüncü âyet olan Fussilet...
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat: İstanbul, Şubat 2004, s. 852-855.