(8) 3.Mektup/2 | Dalalette nihayetsiz zorluk, hidayette ise hadsiz kolaylık vardır.
Av. Ali Kurt ile Risale Dersleri
0:00 / 0:00
(8) 3.Mektup/2 | Dalalette nihayetsiz zorluk, hidayette ise hadsiz kolaylık vardır.
9 169 просмотров · 5 лет назад
Av. Ali Kurt ile Risale Dersleri
11,2 тыс. подписчиков
9 169 просмотров · 5 лет назад
(8)Mektubat 1. Kısım 3. Mektup (Devam) Sayfa 11-12-13 (Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha)
Dünya üzerindeki ALLAHın ayetleri.
Vahdetteki kolaylık.
Ayrıca
Tarikat Yolunda nelere DİKKAT edilmeli? İlham ve Vahiy Farkı NE? Av. Ali KURT
• 130 Tarikat Yolunda nelere DİKKAT edilmeli...
Hz.HIZIR hayatta mı? Kaç çeşit HAYAT mertebesi var? Av. Ali KURT (1)
• (1) 1.Mektup 1.Sual | Hz Hızır (as) hayatt...
ÖLÜM bir nimet midir? Av. Ali KURT (2)
• (2) 1.Mektup 2.Sual | Ölüm de hayat gibi n...
Sonra هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا ف۪ي مَنَاكِبِهَا âyeti hatırıma geldi ki, zemin musahhar bir sefîne, bir merkûb olduğunu işaret ediyor. O işaretten, kendimi fezâ-yı kâinâtta sür‘atle seyahat eden pek büyük bir geminin yüksek bir mevkiinde gördüm. At ve gemi gibi bir merkûbe binildiği zaman kırâati sünnet olan سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَ âyetini okudum.
Hem gördüm ki, küre-i arz şu hareketle sinema levhalarını gösteren bir makina vaz‘iyetini aldı. Bütün semâvâtı harekete getirdi. Bütün yıldızları muhteşem bir ordu gibi sevke başladı. Öyle şirin ve yüksek manzaraları gösterdi ki, ehl-i fikri mest ve hayran eder. Fesübhânallâh dedim. Ne kadar az bir masrafla, ne kadar çok ve büyük ve garib ve acîb, âlî ve gālî işler görülüyor. Bu noktadan “İki Nükte-i Îmâniye” hatıra geldi. Birincisi: Birkaç gün evvel bir misafirim bana suâl etti. O şübheli suâlin esası şudur: Cennet ve cehennem pek çok uzaktırlar. Haydi, ehl-i cennet lütf-u İlâhî ile berk ve Burâk gibi uçarak haşirden geçerler, cennete giderler Fakat ehl-i cehennem, sakîl cisimleri ve büyük ve ağır günahların yükleri altında nasıl gidecekler? Hangi vâsıta ile? İşte hatıra gelen şudur: Nasıl ki, meselâ Amerika’da bütün milletlere âit umûmî bir kongreye da‘vet edilse, her millet büyük gemisine biner, oraya gider. Öyle de, bahr-i muhît-i kâinâtta, bir senede yirmi beş bin senelik uzun bir seyahate alışan küre-i arz, ahâlisini alır, gider, mahşer meydanına boşaltır. Hem her otuz üç metrede bir derece-i harâret tezâyüd ettiği delâletiyle, merkez-i arzda bulunan cehennem ateşinin hadîsçe beyân olunan derece-i harâretine muvâfık iki yüz bin derece-i harâreti taşıyan ve hadîsin rivâyâtına göre, dünyada ve berzahta büyük cehennemin bazı vazîfelerini gören ateşini cehenneme döker. Sonra emr-i İlâhî ile daha güzel ve bâkî bir sûrete tebeddül eder. Âhiret âleminden bir menzil olur.
Hatıra gelen İkinci Nükte: Sâni‘-i Kadîr, Fâtır-ı Hakîm, Vâhid-i Ehad kemâl-i kudretini ve cemâl-i hikmetini ve delîl-i vahdetini göstermek için, pek az bir şeyle çok işleri görmek, pek küçük bir şeyle pek büyük vazîfeleri gördürmeyi âdet etmiştir. Bazı Sözler’de demiştim ki: Eğer bütün eşyâ bir tek zâta isnâd edilse, vücûb derecesinde bir suhûlet, bir kolaylık peydâ eder. Eğer eşyâ müteaddid sâni‘lere, esbâblara isnâd edilse, imtinâ‘ derecesinde bir suûbet, bir müşkilât ortaya düşer. Çünki bir zâbit gibi veya usta gibi bir tek zât, kesretli efrada ve kesretli taşlara bir fiil ile, bir hareket ile ve suhûletle bir vaz‘iyet verip bir netice hâsıl eder ki, eğer o vaz‘iyeti alması ve o neticeyi istihsâl etmesi, o ordudaki efrada ve o direksiz kubbedeki taşlara havâle edilse, pek çok fiillerle, pek çok müşkilâtla, pek çok karışıklıklarla ancak yapılabilir.İşte şu kâinâttaki raks ve deverân, seyir ve cevelân ve temâşâ-yı tesbîhfeşân ve fusûl-ü erbaa ve gece gündüzdeki seyerân gibi ef‘âl, eğer vahdete verilse, bir tek zât bir tek emir ile bir tek küreyi tahrîk ile mevsimlerin değişmesindeki acâib-i san‘atı ve gece gündüzün deverânındaki garâib-i hikmeti ve yıldızların ve şems ve kamerin sûrî hareketlerinde şirin temâşâ levhalarını göstermek gibi, o âlî vaz‘iyetleri ve gālî neticeleri istihsâl eder. Çünki umum mevcûdât ordusu onundur. İstese, arz gibi bir neferi umum yıldızlara kumandan ta‘yîn eder. Koca güneşi, ahâlisine ısıtıcı ve ışık verici bir lâmba; ve elvâh-ı nukūş-u kudret olan fusûl-ü erbaayı da bir mekik; ve sahâif-i kitâbet-i hikmet olan gece gündüzü de bir yay yapar. Her bir gününe ayrı bir şekilde bir kameri göstererek, evkātın hesabı için takvîmcilik yaptırır. Ve yıldızların kendilerine, raksa gelen ve cezbeden raks eden melâikenin ellerinde, süslü ve şirin, parlak, nâzenîn misbâhlar sûretini vermek gibi, arza âit çok hikmetlerini gösterir. Eğer bu vaz‘iyetler, umum mevcûdâta hükmü ve nizâmı ve kanunu ve tedbîri müteveccih olan bir zâttan istenilmezse, o vakit umum güneşler, yıldızlar hakîkî hareket ile ve hadsiz bir sür‘atle hadsiz bir mesâfeyi her gün kat‘ etmeleri lâzım gelir. İşte vahdette nihâyetsiz suhûlet ve kesrette nihâyetsiz suûbet bulunduğundandır ki, ehl-i san‘at ve ticaret, kesrete bir vahdet verir. Tâ suhûlet ve kolaylık olsun. Yani şirketler teşkîl ederler. Elhâsıl: Dalâlet yolunda nihâyetsiz müşkilât var. Hidâyet ve vahdet yolunda nihâyetsiz suhûlet var.
اَلْبَاق۪ي هُوَ الْبَاق۪يSaid