30. Söz Mütalaası - Birinci maksat - 2 | Dr Burhan Sabaz
Nur Penceresi
0:00 / 0:00
30. Söz Mütalaası - Birinci maksat - 2 | Dr Burhan Sabaz
3 009 просмотров · Трансляция закончилась 18 ч назад
Nur Penceresi
357 тыс. подписчиков
3 009 просмотров · Трансляция закончилась 18 ч назад
Açıklayan: Dr Burhan Sabaz
Metinlere Ulaşmak için: https://sorularlarisale.com/risale-i-...
Sorularla Sözler Derslerine ulaşmak için: https://sorularlarisale.com/goruntulu...
yayında bahsi geçen göz hakkındaki kısa videomuz: • Yapay zekâ bile şaşırdı: Gözümüzdeki kusur...
....
Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi kâinat dahi açılır. Şöyle ki:
Sâni-i Hakîm, insanın eline, emanet olarak, rububiyetinin, sıfât ve şuûnâtının hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak işârat ve nümuneleri câmi’ bir ene vermiştir tâ ki, o ene bir vahid-i kıyasî olup, evsâf-ı Rububiyet ve şuûnât-ı Ulûhiyet bilinsin. Fakat vahid-i kıyasî, bir mevcud-u hakikî olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vahid-i kıyasî teşkil edilebilir; ilim ve tahakkukla hakikî vücudu lâzım değildir.
Sual: Niçin Cenâb-ı Hakkın sıfât ve esmâsının marifeti enaniyete bağlıdır?
Elcevap: Çünkü, mutlak ve muhit birşeyin hududu ve nihayeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez; ve üstüne bir suret ve bir taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz. Meselâ, zulmetsiz, daimî bir ziya bilinmez ve hissedilmez. Ne vakit hakikî veya vehmî bir karanlıkla bir hat çekilse, o vakit bilinir.
İşte, Cenâb-ı Hakkın, ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi sıfât ve esmâsı muhit, hudutsuz, şeriksiz olduğu için, onlara hükmedilmez ve ne oldukları bilinmez ve hissolunmaz. Öyle ise, hakikî nihayet ve hadleri olmadığından, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâzım geliyor. Onu da enaniyet yapar. Kendinde bir rububiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had çizer, onunla muhit sıfatlara bir hadd-i mevhum vaz eder. “Buraya kadar benim, ondan sonra Onundur” diye bir taksimat yapar. Kendindeki ölçücüklerle onların mahiyetini yavaş yavaş anlar.
Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rububiyetiyle, daire-i mümkinatta Hâlıkının rububiyetini anlar. Ve zâhir mâlikiyetiyle, Hâlıkının hakikî mâlikiyetini fehmeder ve “Bu haneye mâlik olduğum gibi, Hâlık da şu kâinatın mâlikidir” der. Ve cüz’î ilmiyle Onun ilmini fehmeder. Ve kisbî san’atçığıyla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i san’atını anlar. Meselâ, “Ben şu evi nasıl yaptım ve tanzim ettim. Öyle de, şu dünya hanesini birisi yapmış ve tanzim etmiş” der. Ve hâkezâ, bütün sıfât ve şuûnât-ı İlâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahval ve sıfât ve hissiyat, enede münderiçtir.
Hizmetlerimize katkı sağlamak için:
https://feyyaz.org/?page_id=1201
/ @nurpenceresi
Vesile Olan Yapan Gibidir! Beğenip Paylaşarak destek olabilirsiniz...
Feyyaz Bilim Ve Gelişim Derneği
İman ve islamiyeti anlatan türkçe ve diğer dillerde onlarca İnternet Sitesi, Mobil Uygulama ve Eğitim Hizmetleri
Youtube Sayfalarımız:
╚► / sorularlaislamiyet
╚► / nurpenceresi
╚► / feyyaztv
╚► / feyyazcocuk
İnternet Sitelerimiz:
╚► https://sorularlaislamiyet.com/
╚► https://sorularlarisale.com/
╚► https://risaleoku.com/
╚► https://feyyaz.tv/
╚► https://feyyazcocuk.com/
╚► https://kuran-ikerim.org/
╚► https://binbirhatim.com/