Eğer Bir Aşirette Doğsaydın ?
Mozi
0:00 / 0:00
Eğer Bir Aşirette Doğsaydın ?
188 965 просмотров · 3 дня назад
Mozi
129 тыс. подписчиков
188 965 просмотров · 3 дня назад
Hiç hayal ettin mi; ilk çığlığını sessiz ve huzurlu bir odada değil, avluda yankılanan tebrik kurşunlarının sağır edici gürültüsü altında attığını? Babanın sana öğrettiği ilk şey şefkat değil, taşıdığın soyadının ne kadar ağır olduğu ve o masada ne pahasına olursa olsun dik oturman gerektiği olsaydı? İlk ninnin, annenin huzur veren sesi değil; asırlardır süren kan davalarının, dilden dile dolaşan ağıtların ve törenin o değişmez, acımasız ritmi olsaydı…
Senin dünyanda çocukluk, masumiyetin değil; kime boyun eğip kime hükmedeceğini öğrendiğin o ilk sınavdır. Sokaklarda saklambaç oynamazdın; hangi ailenin hangi toprağa hükmettiğini, kimin dost kimin hasım olduğunu ve kimin kanının kime helal kılındığını ezberlerdin. Düşüp dizini kanatmak senin için bir oyun kazası değil, dökülen kanın ancak kanla temizleneceği o karanlık kuralın küçük bir provası olurdu. Alnına kazınan o gizli mühür, kendi hayallerin değil; atalarının sana miras bıraktığı kin, namus ve toprak kavgaları olurdu. Ellerin, sevdiğin birinin elini tutmak için değil; yeri geldiğinde o tetik düşerken aileni korumak adına titremeyecek kadar nasır tutardı.
Toprağa ve Kana Yazılmış Bir Ömür
Senin sofranda yemekten önce "sadakat" sınanırdı. Bireysel özgürlüğün bir hak değil, töreye karşı işlenmiş ölümcül bir günah olduğunu daha ilk gençliğinde öğrenirdin. Adaleti kanun kitaplarında değil, yaşlıların toplandığı o loş, dumanaltı odalardaki tek bir dudak hareketinde arardın. Sevgi, senin lügatinde kalbini ısıtan bir sığınak değil; seni zayıf düşüren, koca bir savaşı başlatabilecek ya da iki düşman aileyi barıştırmak için seni kurban eden acımasız bir "berdel" pazarlığı olurdu. Çünkü o uçsuz bucaksız topraklarda güneş seni ısıtmak için değil, gölgeni koca konağın taş avlusuna çivilemek için doğardı.
Duyguların, aşiretin bekası ve namusu uğruna feda edilen adsız kurbanlar olurdu. İtiraz etmek, sadece ailene başkaldırmak değil, toprağından sökülüp atılmak demekti. Yorulmak mı? Boynunu büktüğün an, zayıflığını kollayan hasımların senin o asırlık soyadını bir kalemde silerdi. Sen bir "birey" değil, nesiller boyu süren bir güç savaşının harcanabilir bir neferi, bitmek bilmeyen bir intikam döngüsünün görünmez bir halkası olurdun.
Kendi Hayatında Misafir Bir Adamın Hikayesi
Geceleri yıldızları izlemezdin; hudutları, kimin kime ne borcu olduğunu ve yarın hangi ihanetle uyanacağını hesaplardın. Kendi hayatını yaşamak varken, başkalarının senin için yazdığı o ağır senaryoyu hangi maskeyle, hangi vakarla oynayacağını düşünürdün… Senin kabusun ölmek değil; adına leke sürülmesi, o koca konağın kapısından kovulmak ve ecdadının yüzünü kara çıkarmak olurdu. Çünkü o dünyada onursuz yaşamak, hiç doğmamış olmakla eşdeğerdi.
Peki, sen bu bitmez tükenmez güç ve kan döngüsünün ortasında kim olurdun?
Vicdanını bir kenara bırakıp, törenin kılıcı olan o kusursuz ağa mı?
Geleneklerin altında ezilip, kendi doğrularını bile hatırlamakta zorlanan o yorgun varis mi?
Yoksa her şeyi bir kenara bırakıp, başka bir hayatın mümkün olduğunu bilse de arkasında bıraktığı namluların gölgesinde ömrünü tüketen o asi kaçak mı?
Çünkü senin dünyanda "özgürlük", aslında ölüme yazılmış bir davetiyeydi.
📌 Eğer sen de "Kanla yazılan bir kader, sevgiyle silinebilir mi?" diye sorguluyorsan; bu ağır, acımasız ve her saniyesi toprak kokan dünya seni bekliyor. #mozi #mozimasyon