YADİGAR EJDER 'Yürek burkan hayat hikayesi. Bir gün kimsenin haberi olmadan öleceğim dedi ve gitti.'
MegaStory
0:00 / 0:00
YADİGAR EJDER 'Yürek burkan hayat hikayesi. Bir gün kimsenin haberi olmadan öleceğim dedi ve gitti.'
10 930 просмотров · 3 года назад
MegaStory
24 тыс. подписчиков
10 930 просмотров · 3 года назад
Yüzleri çok tanıdık fakat isimleri bilinmeyen insanlar var hayatın bir yerinde.. İşte bu hikaye onlardan birinin hikayesi... İri gövdeli, uzun boylu, seyrek dişli, Yeşilçam'ın Dayak Yiyen Efsanesi Yadigar Ejderin hikayesi. Bazen Cüneyt Arkın dövüyordu bazen de Kemal Sunal. O dayak yerdi biz gülerdik. Yeşilçam'ın figüranlar kahvesinin kasvetli havası sinmişti Yadigar'ın üzerine. Gülümsemiyordu koca adam. Günler boyu iş beklemek sonra filme girip bir ton dayak yiyip çekip gitmek için. Yediremiyordu kendine ama ekmek parası işte. İki film yapıp imaj yapanlar, soyunanlar, dünkü çocuklar parayla oynarken yılların sinema emekçisinin karnı günlük doyuyordu. Bugün doyuyor yarını bekliyordu koca adam. Yeşilçam’da bir yıldızlar vardı bir de ismini bilmeden sevdiklerimiz. Yadigar Ejder de adını bilmeden sevdiklerimizdendi. Zaten asıl adı da Yadigar Ejder değildi. Mezar taşında 1951 yazsa da asıl doğum tarihi tam bilinmez. Sadece sivaslı olduğunu biliriz. İlkokul üçüncü sınıftayken okulu terk eder. Eve de pek uğramaz o günden sonra. Yaşı küçük olsa da iri cüsselidir. Odun kırar, kömür taşır, sebze halinde kamyon yıkar, hamallık ve boyacılık yapar. Sonra sinemalarda simit, gazoz, su satmaya başlar. Oyunculuk ateşi de o günlerde düşer içine. İstanbul'a gidip artist olmaya karar verir. Ailesi engel olur. Babası Mahmut Köylüoğlu da yıllar önce İstanbul'a gitmiştir. Çöpçü olarak işe başlar. Sonra Sivaslı hemşerileriyle Beyoğlu'nda bitirimlik, gazinolarda fedailik yapar. 'Kürt Mahmut'tur lakabı. Hemşerilerinin dediğine göre namı yürümeye başladığında Almanya kağıdı gelir. 1959 senesinde Almanya'da bir gurbetçidir. Oğlunun artist olmak için İstanbul'a gideceğini öğrenince Sivas'a döner. Yanına alır onu. Almanya'da bir tersanede iş bulur. İyi de para kazanmaktadır. Ama durmaz, yine kaçar ve İstanbul'un yolunu tutar. İstanbul'daki ilk günleri de babasınınki gibi olur. Oyuncu ve yapımcı Ekrem Gökkaya şunları anlatıyor: "Sinemaya girmeden evvela, İstanbul’daki Sivaslı kabadayılar, pavyoncular ve kumarhane sahiplerinin yanlarına takılırdı. Zannederim sabıkalıydı. Bir cinayet hikâyesi anlatmıştı. Askerde komutanını vurduğunu uzun süre hapiste yattığını söylüyordu. Kendini kurnaz zanneden, aslında 10 yaşını geçmemiş, saf bir çocuk gibiydi. İri cüssesine göre ben çok tarttım, çok korkak adamdı." Artist olmak umuduyla Anadolu kentlerinden İstanbul'a gelen bir çok genç gibi umduğunu bulamaz Yeşilçam'da. Gazinolarda fedailik yapmaya başlar. Ama bu işi yakıştıramaz kendine. Bir kaç kez atlar Sivas'a gider. Lakabı deligözeldi. Çocuk gibiydi. Aklını pek kullanamazdı ama bunu belli etmemek için süslü cümleler kurmaya çalışırdı. Arkadaşları çok ciddiye almazdı onu hatta dalga geçip gırgır geçerlerdi onunla. Hiç zoruna gitmezdi bu durum onun. Çok az konuşurdu. Geçmişinden, ailesinden, pek bahsetmez. Israr ettiklerindeyse hepsine başka bir hikaye uydurur. Kimine, "Kan davası nedeniyle cinayet işledim, kaçtım geldim" der. Kimine annesi öldükten sonra kardeşleri miras kavgası çıkardığı için memleketi terk ettiğini anlatır. 1966 yılında Yılmaz Güney sayesinde ulaşır hedefine. Yılmaz Güney'in Erdoğan Tokatlı ile senaryosunu yazıp, Nebahat Çehre ve Hayati Hamzaoğlu ile birlikte oynadığı Eşrefpaşalı'da kameraların karşısındadır. Jenerikte adını yazmaya değmeyecek kadar küçük bir roldür bu. Heveslenir, ama arkası gelmez. Pes etmediğini anlatıyorlar, gecesini gündüzünü Yeşilçam'da geçirdiğini. İki yıl sonra Atıf Yılmaz'ın Köroğlu filminde boy gösterir. Bir sonraki filmi ise 1970 yılında Remzi Jöntürk'ün çektiği Kader Bağlayınca'dır. 1971'de de bir tek filmde, Ayşecik Bahar Çiçeği'nde görünebilir sadece. Osman Fahir Seden'in 1972 tarihli Aslanların Ölümü'ndeki fedai rolünden sonra ise bahtı açılır. Tam 20 yıl boyunca, Yeşilçam'ın bütün jönlerinden, dayağın her türlüsünü yiyeceği günler başlar. Rol ayırt edebilecek durumu hiç olmamıştır. Ne denirse yapar. Bir çok Yeşilçam figüranı gibi sadece oynamaz. Setlerde ışık taşır, oyunculara çay kahve, yemek servisi yapar, posta alınacaksa postaneye geder, kamyonet bozulursa diğer figüranlarla birlikte iter. Tüm bunların karşılığında yapımcılar eline ne tutuşturursa onunla idare etmeye çalışır. Görmek istediğimiz tek şey onun dövülmesi komik duruma düşmesiydi. Kemal sunal onu madara etsin, çamurun içine fırlatsın, tokat atıp türlü hakaretlerde bulunsun, aklının kıtlıgıyla dalga geçsin isterdik. Sadece biz gülelim diye onun gerçekk hayatta neler çektiğini bilmeden. Cüneyt abimiz onu yerden yere vursun biz esas oğlanımızla gurur duyalım isterdik 3. sınıf otel köşelerinde aç sabahladığını bilmeden. Hayatı boyunca evi olmamıştır. Üçüncü sınıf otellerde kalır, ucuz lokantalarda karnını doyurur. İş dışındaki zamanlarının neredeyse tümünü Reşit'in kahvesinin en kuytu köşesindeki masada tek başına oturarak geçirir. #kemalsunal #yeşilçam #yadigarejder