ATEŞTEN ŞEHİRLER (Bâb-ı Sakar, Bâb-ı Sair) / Şiir ve Seslendiren: Seyid Nurfethi Erkal
Seyid Nurfethi Erkal
0:00 / 0:00
ATEŞTEN ŞEHİRLER (Bâb-ı Sakar, Bâb-ı Sair) / Şiir ve Seslendiren: Seyid Nurfethi Erkal
441 просмотр · 4 года назад
Seyid Nurfethi Erkal
1,1 тыс. подписчиков
441 просмотр · 4 года назад
/ sozlerdersi
ATEŞTEN ŞEHİRLER
BAB-I SÂKAR
geçenlerin duyurduklarını,
gelenlerin vaat ettikleriyle
sana söyleyeceğim,
söyleyeceğim
can gırtlaktayken ne söylenmesi gerekirse,
bir hırıltıyla değil
ölüm iyiliğinin durulan nefesiyle,
gereken neyse ve senin için ne gerekirse,
kapının ardında bekleşenler, ne duymak hevesinde
söyleyeceğim
ekilen nasıl biçilir,
kim kalır Bahçıvan eleğinde,
kim elenir taşlarla
ve dökülür gayzından çatlayacak olanın dibine,
söyleyeceğim
gün bittiğinde gecenin de elbet biteceğini
ve yeniden, yeni bir gün elbet geleceğini,
sana söyleyeceğim
ayın yarılıp, saatin çoktan geldiğini
bin kıştan beri bahar bekleyenleri
henüz anılan bir şey değilken
Kim çıkardıysa yerin yüzüne
tekrar çıkarıp yayacak olanın
O olduğunu,
sana söyleyeceğim
o gün, kimlerin memnun
kimlerin mahzun olduğunu
söyleyeceğim
bugün ekilen insan için,
en büyük haberin ancak bu olduğunu
güneş bir mızrak boyu,
tenler çırpınırken terinde;
insan nasıl da arar
uçuşan defterlerin yönünü bilmek için göğü tarayan gözleriyle
bakar ufka ve bakar ufku tutan köprünün enine
nasıl basacak bir yer, tutacak bir ip bulamaz
nasıl da titrer
akıbet denilen bilinmez endişesiyle
sana söyleyeceğim
o gün kimler
bir yanda serinler
ve bir yanda öpüşür
havuz sahibinin kaseleriyle
ve şimdi sana söyleyeyim
bu Söz’e şiir,
esatür evvelin,
çöl kanunu,
yetimin sözleri diyen
şimal ashabının hallerini
BAB-I SÂİR
yer başka yer, gök başka gök artık
ne gece kovacak gündüzü, ne gündüz geceyi
kış bitti, hep bahar artık
umut, ürperti, beklenti ya da kaygı
anılmaz hatıralar sırasından,
ne varsa dünya eseri,
bu mâmur ülke, sabit şehirler ardında kalan
kapanıp kapılar… unutuldu,
ki unutulmaktı gereği
dağlar ardında, karanlık vadilere dökülen tanıdık taşlar ve taş olanlar
bugün, nice miskin gölgelenirken kökleri altında Tuba cennetinin
bakılmaz yüzüne o sahib-i kibir kimselerin,
bakılmaz ki, tanınmak ya da anılmak hissiyle avunsun
nice kebair işledi, denip hatırlanmakla teselli bulsun
mümkün mü reis, sultan, kayzer ya da firavundan sayılmak
mümkün değil ancak, istenir bir avuç toprak olmak
bugün, sunulurken billur kaplarda şarabın aşk ile sermest edeni
sufeha dediklerine, dünya nimetlerinin benzeri, hem pek güzeli
kurudukça kurur, silinir yüzden Rahmetin son eseri
uğramaz semtlerine kadehin en çok bekleneni
bugün
mümkün mü
biri kalksın, sual etsin de desin
ey dağlar ardındakilerin Sahibi Zat,
ey vadilerin dibine dökülenlerin Maliki Zat
bilseydik elbet biz de tutardık emirlerini
ne hazin son, ne elim gün bu
her işi şöhret için
cevabı Kur’ân,
şahidi hava, toprak, ateş ve de su
bugün duyulmaz onların sesi,
bakılmaz yüzlerine
denir ancak;
size söz yok,
girin artık Sair’e