Mafya Avukatı Olarak Seçilseydin ?
MoziBility и Mozi
0:00 / 0:00
Mafya Avukatı Olarak Seçilseydin ?
151 528 просмотров · 4 месяца назад
MoziBility и Mozi
151 528 просмотров · 4 месяца назад
Adalet saraylarının o görkemli, soğuk mermer koridorları artık gözüne birer tapınak değil, kusursuz işleyen birer mezbaha gibi görünüyor. Sabahları taze demlenmiş bir kahvenin kokusuyla değil, gece yarısı çalınan ve açtığında sadece şifreli cümlelerin fısıldandığı o "özel" hatların titreşimiyle güne başlıyorsun. Üzerindeki o ısmarlama İtalyan takım elbise seni bir hukuk adamı yapmıyor; o sadece ruhuna sıçrayan görünmez lekeleri mükemmel şekilde saklayan bir zırh.
Elindeki altın uçlu dolmakalem, masanın diğer ucunda oturan herhangi bir tetikçinin susturuculu silahından çok daha ölümcül. Çünkü tetiği çekenlerin arkasında bıraktığı o iğrenç kaosu sen meşrulaştırıyorsun. Senin dünyanda "adalet" kör filan değil; sadece gözünü kapatması için cübbesinin cebine ne kadar sıkıştırılması gerektiğini çok iyi bilen pragmatik bir tüccar. Karşındaki savcının gözlerinin içine bakarken gerçeği aramıyorsun, sadece onun kurduğu iddianameyi paramparça edecek o "makul şüpheyi" inşa ediyorsun.
Buna "savunma hakkı" demezler, buna "şeytanın kontratını imzalamak" derler.
Hukuk fakültesinde sana kalın kitaplardan ezberletilen o yüce erdemler, yerini müvekkilinin paravan şirketlerindeki sıfırlara ve kilitli kasalardaki şantaj dosyalarına bıraktı. Sen artık haklıyı haksızdan ayıran bir terazi değilsin. Sen, kanunu eğen, büken ve o ipek kravatınla hukukun boynuna ilmek geçiren zarif bir illüzyonistsin. İnsanları işledikleri suçlarla değil, sistemdeki açıklarıyla ve mahkeme salonunda yaratacakları mağduriyet algısıyla tanıyorsun.
İzleyiciler sıralarından sana baktıklarında cübbesi sarsılmaz, argümanları yenilmez bir dahi görüyorlar. Ama sen o ceviz kaplama ağır masanın ardında ne olduğunu çok iyi biliyorsun: Kirli krallıkların tapularını aklayan, yeraltının cilalı vitrini. Etrafında pervane olan o acımasız adamlar sana saygı falan duymuyor; sadece onları o soğuk demir parmaklıklardan uzak tuttuğun sürece varlığına tahammül ediyorlar. Bir gün ayağın tökezlediğinde veya "hayır" dediğinde, o savunduğun ellerin bizzat kendi kalemini kıracağını adın gibi biliyorsun.
Parmaklarında barut izi yok belki ama zihnin çoktan çürüdü. Suç mahalli şeritlerinin altından hiç geçmiyorsun ama o şeritlerin dışarıda bıraktığı karanlığın mimarı sensin. Senin yazdığın itiraz dilekçeleri sayesinde dışarıda serbestçe dolaşanların aldığı her nefes, senin uykularından çaldığın birer saat demek.
Sırtını hep sıvazlar ve o zehirli cümleyi kurarlar: "Senin zekan olmasa hepimiz içerideydik."
Ama kimse şunu fısıldamaz: O zekanın parıltısı içinde eriyip giden tek şey, senin kendi insanlığındır. Bir katilin gözlerine bakıp, "Merak etme, delil yetersizliğinden çıkacaksın" dediğin o ilk an... Kendi masumiyetine kestiğin bir idam fermanıdır.
Bazen şehrin en yüksek plazasındaki cam duvarlı ofisinden aşağı, o karınca gibi görünen telaşlı insanlara bakarsın. Onlar için kanunlar, yasaklar ve adalet hala geçerlidir. Onlar o kitaba inanırlar. Ama sen bilirsin ki, o kurallar sadece senin gibi adamların etrafından dolaşması için yazılmış birer taslaktır. Sen o suç çarkının hem en uzağında duran bir seyirci, hem de o çarkı döndüren en güçlü motorsun.
Ve bir gün anlarsın: Bu, mahkeme salonlarında kazanılmış bir zafer veya saygınlık hikayesi değil.
Bu, klasörlerin arasına saklanmış, her beraat kararında vicdanını biraz daha rehin bırakan bir adamın sessiz çığlığıdır.
Ve asıl trajedi; hakime dönüp "Müvekkilim masumdur" derken, aslında her seferinde kendi suçluluğunu o mahkeme tutanaklarına silinmez harflerle kazımaktır.